pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 HAYATÜ SSAHABE 1. BÖLÜM: ve
ve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2022 Pazar

PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLÂKI VE İNSANLARIN HİDAYETİNE VESİLE OLAN DAVRANIŞLARI

 

 14. PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLÂKI VE İNSANLARIN HİDAYETİNE VESİLE OLAN DAVRANIŞLARI Abdullah b. Selâm (radıyallahu anh) şöyle demiştir: “Cenâb-ı Hak, Zeyd b. Sü’ne’nin hidayetini murat buyurunca Zeyd şöyle söyledi: 87 İbn Kesîr, el-Bidâye 5/55. Hayatu's-Sahabe 114 “Ne kadar peygamberlik alâmeti varsa, ikisi hariç hepsini Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in simasına baktığımda görmüştüm. O iki sıfatı hakkında bir haber alamamıştım. Bu iki sıfat: Hilm ve yumuşaklığının, öfkesini her zaman bastırması ve kendisine karşı yapılan kabalıkların onun hilm ve affediciliğini ziyadeleştirmesidir.” Zeyd şöyle devam eder: “Bir gün Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Hz. Ali ile birlikte hanımlarından birinin odasından çıktı. Tam o esnada, bineği üzerine binmiş vaziyette bedevî kılıklı birisi yanına geldi ve: “Yâ Resûlallah, filân oğullarının köyünde birkaç adamım var, Müslüman oldular. Onlara, önceden “Müslüman olursanız rızkınız çoğalır ve bereketlenir.” demiştim. Ama yağmursuzluktan dolayı ciddi bir kıtlığa maruz kaldılar. Yâ Resûlallah, mala tamah ederek İslâm’a girdikleri gibi yine bu tamahkârlıklarından dolayı İslâm’dan çıkarlar diye çok korkuyorum. Eğer onlara yardım göndermeyi uygun görürseniz bu işi yaparım.” dedi. Allah Resûlü yanı başında duran adama ki, sanırım o adam Hz. Ali’ydi - baktı. O zat: “Yâ Resûlallah, hiçbir şeyimiz kalmadı.” dedi. Bunun üzerine ben (Zeyd b. Sü’ne) kendisine yaklaştım ve: “Yâ Muhammed, filânların hurmalığından bir miktar hurmayı peşin parayla şu kadar süreliğine şu kadar fiyata satar mısın?” dedim. Allah Resûlü: “Filânların hurmalığı diye yer belirleme!” diyerek uyarıda bulundu. – Pekalâ, dedim. Anlaşmamızı yaptık. Kesemi çözdüm, belirli bir sürede miktarı belli hurmalar için seksen miskal altın ödedim. O da altınları o bedevî görünümlü adama verdi ve: “Yanlarına git, onlara yardım et.” buyurdu. Zeyd b. Sü’ne devamla der ki: Anlaştığımız sürenin bitimine iki veya üç gün vardı. Resûlullah Efendimiz, beraberinde Ebû Bekir, Ömer, Osman ve sahâbîlerinden birkaç kişi daha olduğu hâlde Allah'a ve Resûlüne Davet 115 çıkageldi. Cenaze namazını kıldıktan sonra oturmak için duvara yaklaştı. Hemen yanına vardım, gömleği ile ridâsından yakaladım, sert bir çehre ile kendisine baktım ve: “Ey Muhammed, hakkımı bana ödesene! Vallahi, siz Abdulmuttaliboğulları borçları ertelemekten başka bir şey bilmezsiniz. Sizinle ilişkilerim var, sizi iyi bilirim.” dedim. O sırada Ömer’e baktım, gözleri fıldır fıldır dönüyordu. Bana bir göz attı ve: “Ey Allah düşmanı! Duyduklarımı sen mi Allah Resûlüne söylüyorsun? Gördüklerimi sen mi yapıyorsun ona? Allah’a yemin ederim ki, senin İslâm’dan nefret edeceğinden çekinmeseydim kılıcımla kelleni uçururdum!” dedi. Allah Resûlü de sükûnet ve vakar içinde bana bakıyordu. Sonra Ömer’e: “Ömer, bizim, senin bu tavrına değil de, daha farklı bir şeye ihtiyacımız var! Bana borcumu güzellikle ödememi, ona da borcunu güzelce istemesini tavsiye etmeliydin! Haydi Ömer, onunla git, hakkını öde, kendisini korkuttuğun için ona yirmi sa’ hurma fazladan ver!” buyurdu. Ömer beni götürdü. Yirmi ölçek fazlasıyla hakkımı verdi. “Yâ Ömer, bu fazlalık da neden?” dedim. “Resûlullah emretti, seni korkuttuğuma bedel olarak.” dedi. “Beni tanıdın mı, ey Ömer?” diye sordum. “Hayır, tanımadım seni.” dedi. “Ben, Zeyd b. Sü’ne’yim.” dedim. “Haham?” diye hayretle irkildi. “Evet, Haham Zeyd.” dedim. “Resûlullah’a neden öyle yaptın, niçin öyle söyledin?” dedi. Dedim ki: “Yâ Ömer, iki husus hâriç, ne kadar peygamberlik nişanesi varsa hepsini Allah Resûlünün simasına baktığımda ilk anda fark etmiştim. Ancak şu iki hususta kendisi hakkında bir bilgim yoktu: Hilm ve yumuşaklığının öfkesini bastırması ve kendisine karşı yapılan aşırı saygısızlık ve kabalığın hilmini ve hoşgörüsünü arttırması hususlarıydı. İşte bunları denemiş oldum böylece. Ömer! Seni şahit tutuyorum, Rab olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, pey- Hayatu's-Sahabe 116 gamber olarak da Muhammed’e razı oldum. Seni şahit tutuyorum, malımın yarısı -ki servetim çoktur- Muhammed ümmetine sadakadır!” dedim. Ömer: “Muhammed ümmetinin bir kısmına de; çünkü hepsine yetiştiremezsin.” dedi. Ben de: “Bir kısmına.” diyerek vasiyetimi düzelttim. Hadisin râvisi der ki: Hz. Ömer ile Zeyd, Resûlullah’ın yanına döndüler, Zeyd kelime-i şehâdet getirerek Allah Resûlüne iman etti. O’na biat etti. Peygamberimizle birlikte pek çok gazalara katıldı. Tebûk Gazvesi’ne katıldığı bir sırada vefat etti. Cenâb-ı Hak, Zeyd’e rahmetiyle muamele eylesin.”88

Hz. Ali’nin Valilerine ve Komutanlarına Tavsiyeleri

Hz. Ali’nin Valilerine ve Komutanlarına Tavsiyeleri Muâcir el-Âmirî anlatıyor: Hz. Ali (radıyallahu anh), valilerinden birine şu mektubu yazdı: “Kapını, halka devamlı açık tutmalısın. Çünkü, yöneticilerin halk ile temaslarını kesmeleri sıkıntı verici bir durumdur. Valiler açısından bakıldığında şöyle bir sonuçla karşılaşırız: Valiler, halktan kopuk yaşarlarsa halkın problemlerinden haberdar olamazlar. Bu durumda halk, iyiyi kötüden ayırt edemez; büyüğü küçük, küçüğü büyük, güzeli çirkin, çirkini güzel görmeye başlar; neticede hak ile bâtıl birbirine karışır. Vali de bir insandır, halkın kendisinden gizlediği meseleleri bilemez. Konuşulan sözler üzerinde de, doğruyu yalandan ayırt ettirecek alâmetler yoktur ki gerçeğe vâkıf olabilsin ve diğer insanların haklarını koruyabilsin. O hâlde, sen şu iki tip insandan biri olmakla karşı karşıyasın: Ya hakkı yerine getirmekte titizlik göstererek halkla doğrudan temasa geçen ve hak sahiplerine haklarını veren biri olursun, ya da hakkı yerine getirmekte hassasiyet göstermeyen biri. Bu durumda halk senden çabucak uzaklaşır, ümidini kesince sana dertlerini anlatamaz olur. İşin doğrusu, onların sana iletmek istedikleri ihtiyaçlarının pek çoğu, seni zora sokmayacak şeylerdir. Benim bu anlattıklarımdan mutlaka yararlan. Nasibine ne düşerse düşsün onunla yetinmeye bak.”152 151 Saîd b. Mansûr, Sünen 2/334 (2936) 152 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 13/160 (36553) Ashâb- ı Kirâm' ı n Birlik ve Beraberli ğ e Verdi ğ i Önem 485 Hz. Ali’nin Bir Başka Valisine Gönderdiği Mesaj Medâinî anlatıyor: Hz. Ali, valilerinden birine şu mektubu göndermişti: “Karar verirken sakın acele etme! Ölümün seni yakaladığı, nefislerine aldanan kimselerin “Eyvaaah! Eyvaaah!” diye inlediği, ameli olmayanların tevbe etmeye yöneldiği, zalimlerin, “Keşke dünya hayatına döndürülsek de Allah’a kulluk yapsak!” diye temennide bulunduğu bir yerde, amel defterinin sana veril miş olduğunu farz et! Bunları düşün, ondan sonra karar ver.