pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 HAYATÜ SSAHABE 1. BÖLÜM: PEYGAMBERİMİZİN
PEYGAMBERİMİZİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PEYGAMBERİMİZİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2022 Pazar

PEYGAMBERİMİZİN ÇARŞI-PAZAR DOLAŞARAK HALKI İSLÂM’A ÇAĞIRMASI

 

6. PEYGAMBERİMİZİN ÇARŞI-PAZAR DOLAŞARAK HALKI İSLÂM’A ÇAĞIRMASI Rebia b. Ubbâd şöyle demiştir: “Allah Resûlünü cahiliye dönemimde Zü’l-Mecâz çarşısında gördüm, “Ey insanlar! Lâ ilâhe illâllah deyiniz ki kurtuluşa eresiniz” diyordu. Halk da başına toplanıyordu. Arkasından da parlak yüzlü, şaşı gözlü, saçları 57 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 1/533(1525) Hayatu's-Sahabe 84 iki örgülü bir adam dolaşıyor, peşinden giderek, “O, yalancı bir dönmedir!” diyordu. Bu adamın kim olduğunu sordum: “Amcası Ebû Leheb’dir” dediler.58 Bu hadisin diğer bir rivayetinde, farklı olarak şu ek bilgi vardır: “Allah Resûlü, Ebû Leheb’den kaçıyor, o da onu izliyordu.” Başka bir rivayette de şu ifadeye rastlıyoruz: “Halk, birbirini ezercesine Allah Resûlünün başına yığılmıştı. Durmaksızın o kadar söz söyleyen bir kimse görmedim.”59 Tarık b. Abdullah anlatıyor: “Bir gün Zü’l-Mecâz çarşısında iken baktım kırmızı hırkalı bir adam orada şöyle diyordu: ‘Ey insanlar! Lâ ilâhe illâllah deyiniz ki kurtuluşa eresiniz.’ Arkasından da ayaklarını ve bacaklarını kanlar içinde bırakmış bir adam vardı. O da: ‘Ey ahâli! O yalancıdır, ona uymayın.’ diyordu. Ben bunun sebebini sordum: “Hâşimoğullarından bir delikanlı; Allah’ın peygamberi olduğunu iddia ediyor, ötekisi de amcası Abdü’lUzzâ yani Ebû Leheb’dir” dediler.60 Mâlik b. Kinâneoğullarından bir adam anlatıyor: “Zü’l-Mecâz çarşısında Allah Resûlünü gördüm, dolaşıp şöyle diyordu: ‘Ey İnsanlar! Lâ ilâhe illâllah deyiniz ki kurtuluşa eresiniz” Ebû Cehil de ona toprak atıyor ve: “Bu sizi dininizden saptırmasın! “Tanrılarınızı bırakmanızı, Lât ve Uzza putlarını terk etmenizi istiyor!” diyordu. Allah Resûlü ise, ona dönüp bakmıyordu bile” Râvi der ki: “Ben o zata, ‘Allah Resûlünü bize tasvir et.’ dedim. ‘Kırmızı iki hırka içinde orta boylu, dolgun vücutlu, güzel yüzlü, saçları simsiyah, teni bembeyaz, gür saçlı idi.’ dedi”61

PEYGAMBERİMİZİN YAKIN AKRABALARINI İSLÂM’A DAVETİ

 

7. PEYGAMBERİMİZİN YAKIN AKRABALARINI İSLÂM’A DAVETİ Peygamberimizin, Yakın Akrabalarını Allah’a İman Etmeleri İçin Yemeğe Davet Etmesi Hz. Ali’den (radıyallahu anh) gelen bir rivayet şöyledir: “Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Abdulmuttaliboğullarını yemeğe çağırdı. On kişi kadardılar. Her biri, sofraya oturduklarında bir kuzu yiyebilen ve yedi-sekiz litre içebilen kimselerdi. Allah Resûlü ise, onlar için bir tencere yemek hazırlamıştı. Doyuncaya kadar yediler. Yemek sanki hiç dokunulmamış gibi kaldı. Akabinde, Allah Resûlü ufak bir bardak içecek istedi. Kanıncaya kadar içtiler. Getirilen içecek, sanki hiç içilmemiş gibi duruyordu. Müteakiben Allah Resûlü: “Ey Abdulmuttaliboğulları! Ben öncelikle size, sonra da genel olarak bütün insanlara peygamber olarak gönderildim. Şurada Allah’ın bereket mucizelerini de gördünüz. Hanginiz kardeşim ve arkadaşım olmak üzere bana biatta bulunur?” diye sordu. Kimse ayağa kalkmadı. En küçükleri ben olmama rağmen ben kalktım. Allah Resûlü: “Sen otur” dedi. Sonra üç kez aynı soruyu sordu. Her defasında da ben kalkıyordum, o da “otur” diyordu. Nihayet üçüncüsünde, elini elime vurdu ve biatımı kabul etti.”6

PEYGAMBERİMİZİN YOLCULUK SIRASINDA İNSANLARI İSLÂM’A DAVETİ

 

 8. PEYGAMBERİMİZİN YOLCULUK SIRASINDA İNSANLARI İSLÂM’A DAVETİ Peygamberimizin Bir Bedevîyi İslâm’a Çağırması İbn Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir yolculukta Allah Resûlü ile beraberdik. Karşımıza bir bedevî çıktı. Kendisine yaklaşınca, Allah Resûlü, adama nereye gittiğini sordu. Bedevî “Aileme gidi62 İbn Kesîr, Tefsîr 3/350. Hayatu's-Sahabe 86 yorum.” dedi. Efendimiz: “Bir hayır yapmaya var mısın?” diye ona teklifte bulundu. Adam: “Nedir o?” diye sorunca Allah Resûlü: “Bir olan Allah’tan başka ilâh olmadığına, O’nun eşi ve ortağı bulunmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet eder misin?” dedi. Adam: “Söylediklerinin doğruluğuna dair bir delilin var mı?” diye sordu. Allah Resûlü: “İşte gördüğün şu ağaç, Benim doğruluğuma şahit olacak.” buyurdu. Allah Resûlü vadinin sağ kenarında duran ağacı çağırdı. Ağaç yeri yararak geldi, Resûlü Ekrem’in önünde durdu. Allah Resûlü, ağaca üç defa şâhitlik ettirdi. Ağaç da söylediklerinin doğruluğuna şehâdette bulundu ve tekrar eski yerine döndü. Bedevî, kavminin yanına gitmek üzere ayrılırken şunları söylüyordu: “Eğer kavmim bana uyarsa onları da sana getiririm. Beni dinlemezlerse ben de senin yanına döner, seninle birlikte olurum.”63

PEYGAMBERİMİZİN İSLÂM’A DAVET İÇİN YAYA OLARAK YOLCULUK YAPMASI

 

9. PEYGAMBERİMİZİN İSLÂM’A DAVET İÇİN YAYA OLARAK YOLCULUK YAPMASI Yürüyerek Tâif’e Gidişi Abdullah b. Ca’fer (radıyallahu anh) şöyle anlatıyor: “Ebû Tâlib vefat edince Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) yürüyerek Tâif ’e gitti. Onları İslâm’a çağırdı, ama onlar davetini kabul etmediler. Geri döndü. Bir ağacın gölgesi altında istirahat edip iki rekât namaz kıldı, şu dua ile durumunu Allah’a arz etti: “İlâhî! Zayıflığımı, insanlar karşısındaki çaresizliğimi ancak sana arz ve şikâyet ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbim! Sensin Erhamü’r-Râhimîn! Beni kime bırakıyorsun? Bana kötü muamelede bulunacak düşmana mı, yoksa akrabam olan bir kısım idarecilere mi? 63 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/125 Allah'a ve Resûlüne Davet 87 İlâhî! Eğer bana kızmadıysan hiçbir şeyden gam yemem. Şu var ki senin affediciliğin benim için sınırsız ve çok geniştir. Ey Allah’ım! Öfkene maruz kalmaktan yahut hoşnutsuzluğunu kazanmaktan, Senin, karanlıkları aydınlatan, dünya ve âhiret işlerinin dirlik-düzenini temin eden Zatına sığınıyorum. Allah’ım! Benden razı oluncaya kadar senin afvını diliyor ve dileniyorum. Senden bağımsız hiçbir güç ve kuvvet yoktur, bütün güç ve kuvvet sendendir.”64

PEYGAMBERİMİZİN İSLÂMİYET’İ TEBLİĞ GAYESİYLE BELDELERE ÖĞRETMENLER GÖNDERMESİ

 

 11. PEYGAMBERİMİZİN İSLÂMİYET’İ TEBLİĞ GAYESİYLE BELDELERE ÖĞRETMENLER GÖNDERMESİ Mus’ab b. Umeyr’i Medine’ye Göndermesi Hz. Urve b. Zübeyr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ensâr, Allah Resûlünün sözlerini duyup gönülleri O’nun davet ettiği hakikatlere kalben ve zihnen ikna olunca, onlar O’nu tasdik ederek iman ettiler. (Daha önceleri geçtiği üzere, Allah Resûlünün Birinci Akabe’de o altı kişi ile görüşmesi, onların gelecek sene hac mevsiminde tekrar buluşmak üzere söz verdikten sonra kavimlerine dönmeleri Ensâr’ın iman etmesine güzel bir vesile teşkil eder.) Evet, o altı kişi Peygamberimize: “Bize yanından bir adam gönder de halkı Allah’ın kitabına uymaya çağırsın. Bu, kısa zamanda kitaba tâbi olunmasını temin eder.” diye haber gönderdiler. Bir rivayete göre, bu haberi getiren iki kişi Muâz b. Afra ile Râfi b. Mâlik’tir. Bunun üzerine Allah Resûlü, Abdüddâroğullarının kardeşi Mus’ab b. Umeyr’i gönderdi. Mus’ab, Beni Ganem kabilesinden olan Es’ad b. Zürâre’ye konuk oldu. Onlarla sohbet ediyor, kendilerine Kur’ân’dan âyetler okuyordu. Neccâroğulları, Es’ad b. Zürâre’ye baskı yapınca Mus’ab’ı onun yanından ayırdılar. Bunun üzerine Mus’ab, Sa’d b. Muâz’ın evine geçti. Sa’d b. Muâz’ın manevi desteğiyle, durmadan ve yılmadan insanları Allah’a imana çağırıyordu. Cenâbı Hak onun vasıtasıyla Ensâr’a hidayet nasip ediyordu. Öyle ki Ensâr hanelerinden Müslüman olmayan pek az ev kalmış, en önde gelenler bile Müslüman olmuştu. Amr b. Cemûh da İslâm’la şereflenmiş, böylece putlara olan inanç tamamen kırılmıştı. Mus’ab b. Umeyr, Allah Resûlünün yanına döndü. Bundan sonra Mus'ab, “Mukrî” yani “Kur’ân Öğretmeni” diye çağrılmaya başlandı”67 67 İbn Cevzî, Sıfatu’s-Safve 1/391 Allah'a ve Resûlüne Davet 89 Peygamberimizin, Ebû Ümâme’yi Yöre Halkına Öğretmen Olarak Göndermesi Ebû Ümâme (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem), Allah’a davet etmek, İslâm’ın esaslarını kendilerine sunmak üzere beni kavmime gönderdi. Yanlarına vardığımda develerini suya götürmüş, sütlerini içmişlerdi. Beni görünce: “Merhaba Sudayy b. Aclân! Duyduğumuza göre sen de dininden çıkıp o adamın tarafına geçmişsin.” dediler. “Hayır! Ben sadece Allah ve Resûlüne iman ettim. Resûlullah da beni size İslâm’ı ve hükümlerini anlatmam için gönderdi.” dedim. O arada kanla dolu tabaklarını getirip ortaya koydular ve etrafına toplanıp yemeye başladılar. Bana: “Sen de gel Sudayy!” dediler. Ben: “Yazık size! Ben, bunu sizlere haram kılan Peygamberin yanından geliyorum, yenilmesi helâl olan, yalnız Allah’ın adı anılarak kestiklerinizdir.” dedim. Birbirlerine: “Ne demiş bu adam?” diye sordular. Dedim ki: “Kendisine bu hususta şu âyet indi: “Size şunlar haram kılındı: Kendiliğinden ölen hayvan, kan, domuz eti, Allah’- tan başkasının adına kesilen, henüz canı çıkmadan yetişip şartına uygun tarzda kestikleriniz müstesna; boğulmuş, bir şey vurularak öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanmış, boynuzlanmış yahut canavar tarafından parçalanmış olup da ölen hayvanların etleri, putlara ait sunaklarda kesilen hayvanların etleri ve zar atarak, kumar oynayarak elde edilen etler.” (Mâide, 5/ 3) Kendilerini İslâm’a davet etmeye başladım, ama bir şeylerden kaçınıyorlardı. “Yazık size! Bari bir yudum su verin, susuzluktan yanıyorum!” dedim. “Sana su vermeyeceğiz, kendi hâline bırakacağız ki susuzluktan ölesin!” dediler. Yanımda bir sarığım vardı, başımı sarıkla doladım ve o kavurucu sıcakta kızgın kumlar üzerinde uyumuşum. Biri uykumda Hayatu's-Sahabe 90 bir cam bardak ile bana geldi. İçinde kimsenin tatmadığı lezzette bir içecek vardı. O içeceği, bana sundu, ben de içtim; bitirince uyandım. Gerçekten, onu içtikten sonra ne susadım ne de susuzluk hissettim.”6

PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLÂKI VE İNSANLARIN HİDAYETİNE VESİLE OLAN DAVRANIŞLARI

 

 14. PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLÂKI VE İNSANLARIN HİDAYETİNE VESİLE OLAN DAVRANIŞLARI Abdullah b. Selâm (radıyallahu anh) şöyle demiştir: “Cenâb-ı Hak, Zeyd b. Sü’ne’nin hidayetini murat buyurunca Zeyd şöyle söyledi: 87 İbn Kesîr, el-Bidâye 5/55. Hayatu's-Sahabe 114 “Ne kadar peygamberlik alâmeti varsa, ikisi hariç hepsini Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in simasına baktığımda görmüştüm. O iki sıfatı hakkında bir haber alamamıştım. Bu iki sıfat: Hilm ve yumuşaklığının, öfkesini her zaman bastırması ve kendisine karşı yapılan kabalıkların onun hilm ve affediciliğini ziyadeleştirmesidir.” Zeyd şöyle devam eder: “Bir gün Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Hz. Ali ile birlikte hanımlarından birinin odasından çıktı. Tam o esnada, bineği üzerine binmiş vaziyette bedevî kılıklı birisi yanına geldi ve: “Yâ Resûlallah, filân oğullarının köyünde birkaç adamım var, Müslüman oldular. Onlara, önceden “Müslüman olursanız rızkınız çoğalır ve bereketlenir.” demiştim. Ama yağmursuzluktan dolayı ciddi bir kıtlığa maruz kaldılar. Yâ Resûlallah, mala tamah ederek İslâm’a girdikleri gibi yine bu tamahkârlıklarından dolayı İslâm’dan çıkarlar diye çok korkuyorum. Eğer onlara yardım göndermeyi uygun görürseniz bu işi yaparım.” dedi. Allah Resûlü yanı başında duran adama ki, sanırım o adam Hz. Ali’ydi - baktı. O zat: “Yâ Resûlallah, hiçbir şeyimiz kalmadı.” dedi. Bunun üzerine ben (Zeyd b. Sü’ne) kendisine yaklaştım ve: “Yâ Muhammed, filânların hurmalığından bir miktar hurmayı peşin parayla şu kadar süreliğine şu kadar fiyata satar mısın?” dedim. Allah Resûlü: “Filânların hurmalığı diye yer belirleme!” diyerek uyarıda bulundu. – Pekalâ, dedim. Anlaşmamızı yaptık. Kesemi çözdüm, belirli bir sürede miktarı belli hurmalar için seksen miskal altın ödedim. O da altınları o bedevî görünümlü adama verdi ve: “Yanlarına git, onlara yardım et.” buyurdu. Zeyd b. Sü’ne devamla der ki: Anlaştığımız sürenin bitimine iki veya üç gün vardı. Resûlullah Efendimiz, beraberinde Ebû Bekir, Ömer, Osman ve sahâbîlerinden birkaç kişi daha olduğu hâlde Allah'a ve Resûlüne Davet 115 çıkageldi. Cenaze namazını kıldıktan sonra oturmak için duvara yaklaştı. Hemen yanına vardım, gömleği ile ridâsından yakaladım, sert bir çehre ile kendisine baktım ve: “Ey Muhammed, hakkımı bana ödesene! Vallahi, siz Abdulmuttaliboğulları borçları ertelemekten başka bir şey bilmezsiniz. Sizinle ilişkilerim var, sizi iyi bilirim.” dedim. O sırada Ömer’e baktım, gözleri fıldır fıldır dönüyordu. Bana bir göz attı ve: “Ey Allah düşmanı! Duyduklarımı sen mi Allah Resûlüne söylüyorsun? Gördüklerimi sen mi yapıyorsun ona? Allah’a yemin ederim ki, senin İslâm’dan nefret edeceğinden çekinmeseydim kılıcımla kelleni uçururdum!” dedi. Allah Resûlü de sükûnet ve vakar içinde bana bakıyordu. Sonra Ömer’e: “Ömer, bizim, senin bu tavrına değil de, daha farklı bir şeye ihtiyacımız var! Bana borcumu güzellikle ödememi, ona da borcunu güzelce istemesini tavsiye etmeliydin! Haydi Ömer, onunla git, hakkını öde, kendisini korkuttuğun için ona yirmi sa’ hurma fazladan ver!” buyurdu. Ömer beni götürdü. Yirmi ölçek fazlasıyla hakkımı verdi. “Yâ Ömer, bu fazlalık da neden?” dedim. “Resûlullah emretti, seni korkuttuğuma bedel olarak.” dedi. “Beni tanıdın mı, ey Ömer?” diye sordum. “Hayır, tanımadım seni.” dedi. “Ben, Zeyd b. Sü’ne’yim.” dedim. “Haham?” diye hayretle irkildi. “Evet, Haham Zeyd.” dedim. “Resûlullah’a neden öyle yaptın, niçin öyle söyledin?” dedi. Dedim ki: “Yâ Ömer, iki husus hâriç, ne kadar peygamberlik nişanesi varsa hepsini Allah Resûlünün simasına baktığımda ilk anda fark etmiştim. Ancak şu iki hususta kendisi hakkında bir bilgim yoktu: Hilm ve yumuşaklığının öfkesini bastırması ve kendisine karşı yapılan aşırı saygısızlık ve kabalığın hilmini ve hoşgörüsünü arttırması hususlarıydı. İşte bunları denemiş oldum böylece. Ömer! Seni şahit tutuyorum, Rab olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, pey- Hayatu's-Sahabe 116 gamber olarak da Muhammed’e razı oldum. Seni şahit tutuyorum, malımın yarısı -ki servetim çoktur- Muhammed ümmetine sadakadır!” dedim. Ömer: “Muhammed ümmetinin bir kısmına de; çünkü hepsine yetiştiremezsin.” dedi. Ben de: “Bir kısmına.” diyerek vasiyetimi düzelttim. Hadisin râvisi der ki: Hz. Ömer ile Zeyd, Resûlullah’ın yanına döndüler, Zeyd kelime-i şehâdet getirerek Allah Resûlüne iman etti. O’na biat etti. Peygamberimizle birlikte pek çok gazalara katıldı. Tebûk Gazvesi’ne katıldığı bir sırada vefat etti. Cenâb-ı Hak, Zeyd’e rahmetiyle muamele eylesin.”88