pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 HAYATÜ SSAHABE 1. BÖLÜM: SAHÂBENİN
SAHÂBENİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SAHÂBENİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2022 Pazar

SAHÂBENİN, ALLAH YOLUNDA CİHADA KOŞARAK GİTMESİ

 

 19. SAHÂBENİN, ALLAH YOLUNDA CİHADA KOŞARAK GİTMESİ Bedir Savaşı’na İştirak Etme Konusunda, Hz. Hayseme ile Oğlu Sa’d’ın Kur’a Çekmesi Süleyman b. Bilâl (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Bedir Savaşı’na çıkmaya karar verince Sa’d ile babası Hayseme de gitmek istemişlerdi. Durumu Allah Resûlüne bildirdikleri zaman, Efendimiz onlardan yalnız birisinin katılabileceğini ifade etti. Bunun üzerine aralarında kura çektiler. Kur’a çekmeden evvel Hayseme oğluna: “İkimizden biri muhakkak burada kalacak; o hâlde sen hanımlarının yanında kal.” dedi. Sa’d: “Cennetten başka bir şey olsaydı seni tercih ederdim. Ben bu sefer şehâdeti ümit ediyorum.” dedi ve oklarla kura çektiler. Kur’a Sa’d’a çıktı. Sa’d, Peygamberimizin yanında Bedir’e gitti. Amr b. Abd-i Vüdd tarafından şehit edildi.”68 Hz. Ubeyde b. Hâris’in Şehâdet Hikâyesi Hz. Ali’nin Hüseyin’den olan torunu Muhammed naklediyor: “Bedir Savaşı’nda Utbe, Müslümanları düelloya çağırdığında, Velîd b. Utbe’nin karşısına Hz. Ali çıktı. İkisi de genç ve birbirlerinin dengi idiler. Hz. Ali, Velîd’i bir hamlede yere çarparak 67 Hâkim, Müstedrek 3/332 (5279) 68 İbn Abdi’l-Berr, el-İstîâb 1/176 Cihad 355 öldürdü. Sonra İbn Rebîa ortaya çıktı. Onun karşısına da Hz. Hamza dikildi, ikisi de birbirinin akranıydı. Hamza, Şeybe’yi bir çırpıda yere serdi ve öldürdü. Sonra Utbe b. Rebîa çıktı. Onun karşısına da, Ubeyde b. Hâris dikildi. İkisi de dalyan gibi, iri yarı idiler. Karşılıklı hamle yaptılar. Ubeyde, indirdiği bir darbe ile Utbe’nin sol küreğinde ciddi bir yara açtı. Utbe yaklaştı ve kılıcıyla Ubeyde’nin ayağını baldırından kesti. Hz. Hamza ile Hz. Ali geri dönerek Utbe’nin işini bitirdiler. Yaralı Ubeyde’yi de yüklenip çardak altında duran Allah Resûlünün yanına götürdüler. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Ubeyde’yi yatırdı, ayağını onun başına yastık yaptı ve yüzündeki toprakları silmeye başladı. Ubeyde (radıyallahu anh): “Ebû Tâlib beni bu halde görseydi, şu sözlerine bizim kendisinden daha müstehak olduğumuzu anlardı: Oğullarımızı ve kadınlarımızı unutup Muhammed’in çevresinde savaşarak hepimiz yere serilmedikçe onu asla düşmanlarına teslim etmeyiz!” Daha sonra Ubeyde: “Yâ Resûlallah, ben şehit değil miyim?” dedi. Resûlü Ekrem: “Evet, ben, senin şehadetine şahidim.” buyurdu. Sonra Ubeyde vefat etti. Allah Resûlü onu Medine ile Bedir arasında bulunan ‘Safra’ vadisine defnetti. Hatta onun, bizzat kabrine indi. Efendimiz, Ubeyde’den başka kimsenin kabrine inmemiştir.”69 Hz. Ali’nin Allah Yolunda Ölüm Arzusu Hz. Ali (radıyallahu anh) şöyle demiştir: Uhud günü Müslümanlar Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanından dağılınca onu öldürülenler arasında araştırdım. Göremeyince, kendi kendime şöyle dedim: “Allah’a yemin ederim ki, o savaştan kaçmaz! Maktuller arasında da görmedim. O halde Allah, bizim yaptığımız hataya razı olmadığı için peygamberini göğe kaldırdı. Artık benim için öldürülünceye kadar savaşmaktan daha hayırlı bir şey 69 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 10/705 (30008) Hayatu's-Sahabe 356 yoktur !” Yalın kılıç düşman safları arasına daldım ve düşmanlara saldırdım. Çekilerek bana yol açtıklarında gördük ki, Allah Resûlü müşriklerin arasında kalmış! 70 Sa’d b. Rebî’nin Hikâyesi Zeyd b. Sâbit (radıyallahu anh) anlatıyor: Uhud Savaşı’nda Resûlü Ekrem beni, Sa’d b. Rebî’yi aramaya gönderdi ve bana, “Onu görürsen selâmımı söyle ve: “Allah Resûlü, sana ‘Kendini nasıl buluyorsun?’ diye sormamı emretti, de!” dedi. Ben de onu ölenler arasında aramaya başladım. Sonunda buldum, ama ne yazık ki bulduğumda son anlarını yaşıyordu. Mızrak yarası, süngü darbesi, ok saplanması olmak üzere yetmiş yerinden isabet almıştı. “Ey Sa’d! Allah Resûlünün sana selâmı var. ‘Kendini nasıl buluyorsun?’ diye soruyor.” dedim. Sa’d: “Resûlullah’a da, sana da selâm! Ona şöyle söylediğimi ilet: “Yâ Resûlallah, ben ölmek üzereyim, kendimi cennetin kokusunu hissediyor gibi buluyorum.” Kavmim Ensâr’a da şunları ilet: “İçinizde, göz kapakları hareket eden bir tek kişi dahi bulunduğu sürece Allah Resûlünün başına bir şey gelirse, Allah’ın huzurunda hesap veremezsiniz!” dedi ve ruhunu Allah’a teslim etti.71 RECİ’ VAK’ASI Âsım b. Ömer b. Katâde (radıyallahu anh) anlatıyor: Uhud Harbi’nden sonra Adal ve Kâra kabilelerinden bir cemaat Allah Resûlüne gelerek: “Yâ Resûlallah, aramızda Müslüman olanlar var, sahâbîlerinden bir grubu bizimle gönder de, dinî konuları bize öğretsinler; Kur’ân ve İslâm’ın hüküm lerini bize anlatsınlar.” dediler. Bunun üzerine Allah Resûlü sahâbîlerinden altı kişilik bir grubu 70 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 10/712 (30027) 71 Hâkim, Müstedrek 3/221 (4906) Cihad 357 onlarla birlikte gönderdi. Bu altı kişi, gelen heyetle birlikte yola çıktı. Usfân ile Mekke arasında bulunan Hed’e’nin girişinde ve Hüzeyl kabilesinin suyu olan Reci’ye vardıklarında, onlara hıyânet ettiler. Hüzeyl kabilesine seslenip onları yardıma çağırdılar. Birden çevreleri sarıldı. Hemen kılıçlarına sarıldılar. Hüzeylliler: “Vallahi, biz sizi öldürmek niyetinde değiliz. Sizi Mekkelilere teslim ederek onlardan bir şeyler almak istiyoruz. Size, Allah adına söz veriyoruz, asla sizi öldürmeyeceğiz!” dediler. Mersed, Hâlid b. Bükeyr ve Âsım b. Sâbit: “Allah’a yemin ederiz ki, biz hiçbir zaman bir müşriğin sözünü ve yeminini kabul etmeyiz!” cevabını verdiler. Sonra Âsım b. Sâbit’in (radıyallahu anh) lisanından şu beyitler döküldü: “Size teslim olmam için mazeretim yok! / Çünkü ben, güçlü ve iyi ok atarım. / Sağlam ve iyi gerilmiş bir yayım var. / Geniş ve uzun temrenli oklar yayımın üzerinden kayarak hedefine varır. / Ölüm hak, hayat ise fânidir! / Allah ne takdir buyurmuşsa kişinin başına o gelir. / Her insan, kaderine doğru gitmekte. / Eğer sizinle savaşmazsam kahrolayım! / Âsım okların uçlarına demir takar, ben yaman bir okçuyum. / Tutuşturulmuş cehennem gibi yayım var. / Bahadırların iyi koşan develere binmeleri / Kaygan öküz derilerinden yapılmış zırh giyinmeleri beni asla korkutamaz. / Çünkü ben, Muhammed’e inen Kur’ân’a inanmışım. / Ben ve benim gibiler ok atarlar. / Benim kavmim şerefli bir topluluktur.” Âsım (radıyallahu anh) bunları söyledikten sonra düşmanların içine daldı ve vuruşmaya başladı. Sonunda kendisi ve iki arkadaşı şehit oldu. Âsım şehit düşünce Hüzeyl kabilesi, Sülâle binti Sa’d isimli kadına satmak için Âsım’ın başını almak istediler. Çünkü bu kadın, oğlu Uhud Savaşı’nda Âsım tarafından öldürülünce, “Onun başını ele geçirirsem kafatasına şarap koyup içeceğim.” diye yemin etmişti. Ne var ki, Hüzeylliler cesede yanaşamadılar. Zira, Allah bal arılarını adeta onu korumak için göndermiş- Hayatu's-Sahabe 358 ti. Hüzeylliler, “Bırakın, akşamı bekleyelim. Akşam olunca arılar çekilir, biz de kafasını ayırırız.” dediler. Fakat bir müddet sonra; Allah bir sel gönderdi ve gelen sel Âsım’ın cesedini sürükleyip götürdü. Çünkü Âsım, murdar oldukları için hiçbir putpereste el sürmeyeceğine ve onları da kendisine dokundurtmayacağına dâir Allah’a yemin etmişti. Hz. Ömer (radıyallahu anh), arıların Âsım’ı koruduklarını haber alınca şunları söyledi: “Allah, mümin kulunu korur. Âsım, hayatta iken hiçbir putpereste el sürmemeye ve onları kendisine dokundurtmamaya dair nezretmişti. Allah da onu, sağlığında yeminini bozmaktan koruduğu gibi ölümünde de korudu.”72 Hz. Zeyd b. Desine’nin Hikâyesi Âsım b. Sâbit’in arkadaşları olan Hubeyb, Zeyd ibni’d-Desine ve Abdullah b. Târık yumuşadılar, yaşamayı tercih ettiler ve kendiliklerinden teslim olup esir düştüler. Hüzeylliler onları satmak üzere Mekke’ye götürdüler. Mekke yakınlarındaki Zahrân vadisine vardıklarında, Abdullah b. Târık ellerini ipten kurtarıp kılıcını aldı. Hüzeylliler, arayı biraz açtıktan sonra kendisini taşa tutup öldürdüler. Abdullah’ın kabri Zahran’dadır. Hubeyb ile Zeyd’i, Mekke’ye götürerek orada esir bulunan iki Hüzeylli ile takas ettiler. Hubeyb’i, Huceyr b. Ebî Ihab etTemîmî aldı. Zeyd’i ise babasının intikamını almak için Safvân b. Ümeyye satın aldı. Safvân, Zeyd’i azatlı kölesi Nistâs’a teslim etti. Nistâs, Zeyd’i öldürmek için Harem’in dışına Ten’îm denilen yere götürdü. Aralarında Ebû Süfyân’ın da bulunduğu bir grup, Zeyd’in katlini görmek için toplandılar. Zeyd, öldürülmek üzere getirilince Ebû Süfyân: 72 Buhârî, Sahîh 3/1108 (2880) Cihad 359 “Bak Zeyd, Allah’a yemin ediyorum! Şu anda bizim yanımızda Muhammed’in olmasını, senin yerine onun boynunu vurmamızı, sen de aile efradının yanında kalmayı arzu eder miydin?” diye sordu. Hz. Zeyd (radıyallahu anh): “Vallahi, bırak ailemin yanında oturmayı, Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ayağına bir diken batmasına bile razı olamam!” karşılığını verdi. Ebû Süfyân: “Muhammed’in arkadaşlarının Muhammed’i sevdikleri gibi başka hiçbir kimsenin bir şahsı sevdiğini görmedim!” dedi. Sonra Nistâs, Zeyd’i öldürdü. Hubeyb’in Mekke’de Hapsedilişi Abdullah b. Ebî Necîh’in anlattığına göre, Huceyr b. Ebî İhâb’ın azatlı cariyesi Mâviyye (ki bu kişi sonradan İslâm’a girmiştir) şöyle nakletmiştir: Hubeyb, benim evimde hapisti. Vallahi bir gün, Hubeyb’i elinde insan kafası büyüklüğündeki bir salkım üzümü yerken görmüştüm. O mevsimde yeryüzünde taze üzüm yendiğini bilmiyorum.” İbn İshak devam ediyor: “Sonra Hubeyb’i asmak üzere Ten’îm’e getirdiler. Hubeyb müşriklere: “İzin verin de iki rekât namaz kılayım.” dedi. “Peki, kılabilirsin.” dediler. Hubeyb, âdâb ve erkânına riâyetle iki rekât namaz kıldı. Sonra oradakilere dönerek: “Vallahi öldürülmekten korktuğum için namazı uzattığımı zannetmeseydiniz daha çok namaz kılardım!” dedi. İdam olmadan önce, iki rekât namaz kılma sünnetini ilk defa ihdâs eden Hubeyb olmuştur. Sonra, kendisini bir tahta üzerine kaldırıp bağladılar. O anda Hubeyb şöyle niyazda bulundu: “Allah’ım! Biz, Resûlünün mesajlarını tebliğ ettik. Sen bize reva görülenleri Habib-i Ekremine öğle vakti girmeden duyur. Al lah’ım, o müşrikleri tek tek say! Onları birer birer öldür, içlerinden tek kimseyi bile bırakma!” Bu sözlerin hemen ardından Hubeyb’i şehit ettiler. Hayatu's-Sahabe 360 Muâviye b. Ebî Süfyân der ki: “O gün, ben de oradaydım. Babam, Hu beyb’in duasından korkarak beni tutup yere yatırdı. Çünkü cahiliye devri insanları “Bir adamın aleyhine dua edildiğinde adam yan tarafına yatarsa beddunın ona zarar vermeyeceğine inanırlardı.” Mûsâ b. Ukbe’nin “Megâzî”sinde şu rivayete rastlıyoruz: “Hubeyb ve Zeyd ibni’d-Desîne aynı gün içinde katledildiler. Onların öldürüldükleri gün Allah Resûlünün, “Size de yahut sana da selâm! Kureyş Hubeyb’i öldür dü!” dediği duyuldu. Zeyd’i asacakları zaman, dininden döndürürler düşüncesiyle önce ok attılar. Ama onların bu davranışı, Zeyd’in sadece imanını arttırdı. Urve ile Mûsâ b. Ukbe anlatıyorlar: Müşrikler Hubeyb’i sehpaya çıkardıklarında: “Allah aşkına söyle, şimdi Muhammed’in senin yerinde olmasını ister miydin?” dediler. Hubeyb: “Asla, vallahi beni kurtarmanız karşılığında onun ayağına bir diken batacak deseniz, buna dahi gönlüm razı gelmez!” dedi. Müşrikler, onun bu cevabı karşısında kahkahalarla gülüştüler.73 Urve b. Zübeyr naklediyor: Hubeyb’i, Bedir Harbi’nde öldürülen müşriklerin oğulları katlettiler. Kendisini idam sehpasına çıkardıklarında; Hubeyb şu mealdeki beyitleri söyledi: “Vallahi bütün düşmanlar çevremde toplandı. Kabilelerini, çocuklarını ve kadınlarını buraya getirdiler. Uzun ve sağlam bir kütüğe bağladılar beni. Garipliğimi, başıma inen bu musibeti, düşmanların ölüm anımda yap tıkları şu hazırlıkları ancak Allah’a şikayet ediyorum! Ey Arş’ın sahibi! Yapılmak istenenlere karşı sabır ver bana. Etimi kestiler, ümitlerimi yıktılar. Bunların hepsine, Allah’ın 73 İbn Kesîr, el-Bidâye 4/63. Cihad 361 rızası yolunda katlanıyorum. O, dilerse cesedimin lime lime doğranmış parçalarını bile mübarek kılar. Yemin ederim ki, Müslüman olarak öldüğümden dolayı üzülmüyorum. Hangi hâlde olursa olsun ölümüm Allah içindir. Beni, inkâr etmekle ölüm arasında muhayyer bıraktılar. Üzülmedim ama yine de gözlerimden yaş döküldü. Hâlbuki, bende ölüm endişesi yoktur ki! Çünkü zaten öleceğim. Benim asıl endişem, kıvılcımlar saçan cehennem ateşidir. Düşmana boyun eğmiyorum, ona yalvarmıyorum, dönüşüm ancak Allah’adır!”74 MÛTE HARBİ Hz. Abdullah b. Revâha’nın Duası Urve b. Zübeyr anlatıyor: “Resûlü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) hicretin sekizinci yılının Cemâziye’l-evvel ayında Mûte’ye üç bin kişilik bir ordu gönderdi. Başlarına, Zeyd b. Hârise’yi komutan tayin etti ve: “Eğer Zeyd şehit olursa ordunun başına Ca’fer b. Ebî Tâlib, o da şehit düşerse Abdullah b. Revâha geçsin.” diye emir verdi. Ordu donatılıp harekete hazır duruma gelince halk, Allah Resûlünün komutanlarını uğurladılar ve sağ salim dönmeleri dileğinde bulundular. Vedalaşma sırasında, Abdullah b. Revâha’nın ağladığı görüldü. Ona: “Niçin ağlıyorsun? diye sorduklarında: “Allah’a yemin ederim ki, ağlamamın nedeni, dünyayı sevmem yahut sizden ayrılacak olmam değil. Ben Allah Resûlünün Kur’- ân’dan şöyle bir âyet okuduğunu işitmiştim: “Sizden hiç kimse yoktur ki cehenneme varmasın. Bu Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.” (Meryem,19/71) İşte ben cehenneme girince çıkıp çıkmayacağımı bilmiyorum! Onun için ağlıyorum!” dedi. Müslümanlar, onlara: “Allah yâr ve yardımcınız olsun, sizi belâlardan ırak eylesin, sıhhat ve afiyetle geri döndürsün!” diye 74 İbn Kesîr, el-Bidâye 4/67. Hayatu's-Sahabe 362 dua ettiler. O sırada Abdullah b. Revâha’nın dilinden şu sözler döküldü: “Ama ben, Rahmân olan Allah’tan mağfiret istiyorum. Kanımı fışkırtacak geniş bir kılıç yarası yahut kana susamış birinin süngüyle bağırsaklarımı ve ciğerlerimi parçalamasını diliyorum. Hiç olmazsa halk, mezarımın yanından geçerken: ‘Allah, burada yatana rahmet etsin ve cennetine koysun; dünyada da iyi bir hayat yaşamış zaten!’ diyebilsin.” Allah Resûlü, orduyu uğurlamak üzere Medine dışına kadar çıktı. Efendimiz Medine’ye dönerken de İbn Revâha şu anlamdaki şiir mısralarını terennüm etti: “Selâm olsun hurmalıkta vedalaştığıma/Uğurlayanların en hayırlısına!/…ve geride kalan dostlara!” Hz. Abdullah b. Revâha’nın Şehadete Duyduğu İştiyak Zeyd b. Erkam (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ben, Abdullah b. Revâha’nın himayesinde büyümüş bir öksüzdüm. Mûte Seferi’ne beni de götürmüştü. Terkisindeki heybesinin üzerine oturmuştum. Vallahi o gece hem devesini sürüyor, hem de şu beyitleri durmadan terennüm ediyordu; devesine hitaben: “Beni düşman bölgesine yaklaştırdığında serbestsin, artık sana yolculuk yaptırmayacağım. Çünkü geride kalan aileme bir daha dönmeyeceğim. Müslümanlar geldiler, Şam topraklarının en uç noktasında beni bıraktılar. En yakınlarından bile kardeşlik bağlarını keserek seni, Rahmân’a teslim ettiler. Ben burada ne meyvelere, ne hurmalara artık iltifat ediyorum!” dedi. Ben, onun bu sözlerini duyunca ağladım. Kamçısıyla dürterek: “Uğursuz! Allah’ın bana şehadet bahşedecek olmasına mı ağlıyorsun yoksa? Ben ölünce sen de heybelerini doldurup geri dönersin!” diyerek beni teskin etti.75 75 Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 6/231 (10220) Cihad 363 İbn Revâha’nın Mûte’de Söylediği Beyitler Abbâd b. Abdullah b. Zübeyr naklediyor: Süt annemin kocası şöyle anlatmıştı: “Hz. Ca’fer (radıyallahu anh) katledilince sancağı Abdullah b. Revâha (radıyallahu anh) alıp atını ileriye sürdü. Sonra atından inip inmeme hususunda tereddüt etti ve ardından şu beyitleri söyledi: “Ey nefsim! Ben yemin ettim, oraya ineceksin diye! İstemesen de başka çaren yok, ineceksin! Niçin seni cennete karşı isteksiz görüyorum? Uzun zaman rahat ve sükûnet içinde yaşadın... Ey nefs! Katledilmesen bile zaten bir gün gelecek ve öleceksin. Bu ölüm mukadderdir, ona her an yakınsın, istemesen de başına gelecek ölüm! Eğer o iki arkadaşın Zeyd ve Ca’fer’in yaptığını yaparsan kurtuluşa erer, cennete girersin.” İbn Revâha, bu beyitleri söyledikten sonra atından indi. Amcasının oğlu, üzerinde biraz et bulunan bir kemik getirip verdi ve: “Bunu ye de biraz kendine gel. Bugünlerde çektiğin sıkıntıları hiçbir zaman çekmedin.” dedi. İbn Revâha etli kemiği aldı, bir kere hafifçe eti kopardıktan sonra, askerlerin bulunduğu taraftan kılıç şakırtılarının sesini işitince, kendi kendine: “Sen hâlâ dünyadasın!” diyerek kemiği fırlattı. Kılıcını aldı, ileriye atılarak şehit düşünceye kadar savaştı.”76 YEMÂME SAVAŞI Hz. Ebû Akîl’in Yemâme’de Ensâr’ı Cihada Çağırması Ca’fer b. Abdullah b. Eslem el-Hemdânî anlatıyor: “Yemâme Savaşı’nda ilk yaralanan Ebû Akîl el-Üneyfî oldu. Atılan bir ok; iki omuzu arasından girerek kalbine saplanmış, olduğu yere düşüvermişti. Ama henüz ölmemişti. Ok çıkartıldı, sol tarafı tut76 İbn Kesîr, Sîre 3/462 Hayatu's-Sahabe 364 maz ve mefluç olmuştu. Bu hadise, günün ilk saatlerinde vuku bulmuştu. Kendisini, çadırın içine çektiler. Sonra harp kızışıp İslâm askerleri hezimet yaşayıp göçlerini bırakarak geri çekilmeye başlayınca Ma’n b. Adiyy’in (radıyallahu anh) Ensâr’a: “Allah’tan korkunuz, Allah’tan korkunuz, düşman üzerine tekrar hücûma geçiniz!” diye bağırdığını duydu. Ma’n (radıyallahu anh) süratle askerin önüne geçti. Ma’n’ın bu çağrısı, Ensâr’ın, “Ey Ensâr, bizim tarafa ayrılın, bizim tarafa ayrılın!” diye birbirlerine seslenerek öteki savaşçılardan ayrıldıkları zaman olmuştur. Abdullah b. Ömer (radıyallahu anh) der ki: Ebû Akîl, Ma’n’ın Ensâr’a seslendiğini duymuştu. Kavmi olan Ensâr’ın arasına katılmak için ayağa kalktı. Ben: “Ebâ Akîl, yaralısın, ne yapmak istiyorsun? Senin savaşacak durumun yoktur ki! dedim.” Ebû Akîl, “Duymadın mı? Dellâl beni ismimle çağırıyor!” dedi. “O Ensâr’ı çağırıyor, yaralıları değil!” karşılığını verdim. “Ben de Ensârdanım, emekleyerek de olsa bu çağrıya uyacağım!” diyerek hazırlandı. Sonra zırh giymeden sadece eline bir kılıç alarak: “Ey Ensâr! Huneyn Savaşı’nda geri dönüp düşmana saldırdığınız gibi geri dönünüz!” diye bağırmaya başladı. Ebû Akîl’in bu çağrısı üzerine Ensâr toparlandı, büyük bir cesaretle askerlerin önüne geçerek düşmanlarını önlerine kattılar ve onları Müseylime’nin sığındığı bahçeye kadar sürdüler ve burada kıstırdılar. Artık iki ordu birbirine girmiş. Aramızda kılıçlar kaldırılıp indiriliyordu. Bir ara Ebû Akîl’i gördüm; yaralı kolu omzundan kopup yere düşmüştü. On dört yerinden yara almıştı ki, bunların hepsi de öldürücü darbelerdi. Bu son hücumda, Allah düşmanı Müseylime gebertilmişti. Ebû Akîl’in yanına vardım. Yere yıkılmıştı, son anlarını yaşıyordu. Ben: “Ebû Akîl!” diye seslendim. Ebû Akîl, zar zor dilini kıpırdatarak: “Söyle, savaşı kim kazandı?” diye sordu. “Müjde! Ey Ebû Akîl, Allah düşmanı gebertildi.” dedim. Bu sevinçli haberim üzerine parmağını göğe doğru kaldırıp Allah’a hamd etti ve biraz sonra ruhunu teslim etti. Cihad 365 Medine’ye döndükten sonra hadiseyi olduğu gibi babam Ömer’e naklettim. O: “Allah, Ebû Akîl’e rahmet eylesin! Bütün arzusu şehit olmaktı. Bildiğim kadarıyla kendisi, Peygamberimizin hayırlı sahâbîlerinden ve ilk Müslümanlardandı.” dedi.77 YERMÜK SAVAŞI Hz. İkrime b. Ebî Cehil’in Şehit Olması Sâbit el-Bünânî (radıyallahu anh) anlatıyor: “İkrime b. Ebî Cehil (radıyallahu anh), şöyle şöyle bir zamanda piyade olarak savaşmaya kalkınca Hâlid b. Velîd (radıyallahu anh): “İkrime, ne olur böyle yapma! Senin öldürülmen, Müslümanlar için acı bir kayıp olur!” dedi. İkrime: “Hâlid, yolumdan çekil! Senin Allah Resûlüne inanman benden daha eskiye dayanır. Hâlbuki ben ve babam, Nebîler Nebîsi’nin en yaman iki düşmanıydık.” diyerek yürüdü ve vuruşarak şehit düştü.78 Hz. Ammar b. Yâsir’in Şehit Olma Arzusu Ebu’l-Bahterî ve Meysere anlatıyorlar: Ammar b. Yâsir Sıffîn Savaşı’nda sürekli savaşıyor; ama ona bir türlü şehadet nasip olmuyordu. Bunun için Hz. Ali’ye (radıyallahu anh) geliyor ve: “Ey Müminlerin Emîri! Bugün şöyle şöyle savaştım, ama yine olmadı!” diyordu. Hz. Ali de ona: “Bu düşüncenden vazgeç.” cevabını veriyordu. Ammar, bu fikrini Hz. Ali’ye üç defa açtı. Sonra bir miktar süt getirildi. Onu içti ve “Kainatın İftihar Tablosu (sallallahu aleyhi ve sellem) bana, sütün dünyada en son içeceğim şey olacağını haber vermişti.” dedi. Sonra kalktı, gitti ve şehit düşünceye kadar savaştı. 7

10. SAHÂBENİN İDARÎ GÖREV KABUL ETMEMESİ


10. SAHÂBENİN İDARÎ GÖREV KABUL ETMEMESİ
Allah Resûlünün Mikdâd b. Esved’e Söyledikleri Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Mikdâd b. Esved’i bir yere idareci olarak göndermişti. Bir süre sonra dönüp geldiğinde, Allah Resûlü ona: “Yöneticiliği nasıl buldun?” diye sordu. Mikdâd: “Halkın beni bazen yükseltip bazen de alçalttığını gördüm. Öyle ki kendimden bile şüphe duymaya başladım!” dedi. Resûlullah Efendimiz: “Evet, yöneticilik öyledir.” buyurdu. Mikdâd: “Seni hak din ile gönderen Allah’a yemin ederim ki, bundan böyle hiçbir idarî iş üstlenmeyeceğim.” dedi. Hz. Mikdâd’a: “Önümüze geç de, bize namaz kıldır.” derlerdi de o namaz kıldırmaktan bile kaçınırdı.”51 Diğer bir rivayette ise Mikdâd b. Esved (radıyallahu anh) şöyle demiştir: “Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), beni bir seriyyenin komutanı olarak bir yere göndermişti. Döndüğüm zaman bana: ‘Kendini nasıl buluyorsun?’ diye sorduğunda: ‘Öyle bir hisse kapıldım ki yanımdakileri hizmetçilerim ve halâyıkım sandım. Vallahi, bundan böyle iki kişiden oluşan bir gruba dahi yönetici olmayacağım.’ dedim.”52 Hz. Ebû Bekir’in Yöneticilikle İlgili Öğütleri Râfi et-Tâî anlatıyor: “Bir gazada, Hz. Ebû Bekir’e (radıyallahu anh) yol arkadaşı olmuş50 Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 5/371 (9040) 51 Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 5/364 (9024) 52 Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr 20/258 (609) Hayatu's-Sahabe 426 tum. Döndüğümüzde: “Ey Ebû Bekir! Bana tavsiyede bulun.” dedim. Şunları söyledi: “Farz namazlarını vaktinde kıl, gönül rahatlığıyla malının zekâtını ver, Ramazan orucunu tut, hac görevini yerine getir. İslâm’da hicret güzeldir. Hicret esnasında, cihâd etmek de güzel bir ameldir. Ancak, sakın yönetici olma! Bugün, insanların çekindiği yöneticilik makamı çok geçmeden yayılacak, çoğalacak ve lâyık olmayanların eline geçecek. Kıyamette en uzun süre sorguya çekilip en ağır azaba uğrayanlar yöneticiler olacaktır. Yöneticilerin dışındaki kimselerin hesapları kolay, sıkıntıları hafif olacak. yöneticilerin konumları ise, müminlere zulmetmeye müsaittir. Müminlere zulmederlerse Allah’a verdikleri sözü bozmuş olurlar. Çünkü müminler; Allah’ın komşularıdır, Allah’ın has kullarıdır. Allah’a yemin ederim ki, sizden herhangi biriniz nasıl komşusunun koyununun veya devesinin başına bir şey geldiğinde gece rahatsız olur, sinirlenir ve: “Komşumun koyunu, komşumun devesi!” diye hayıflanırsa, Allah da bundan daha fazla kendi komşusu olan müminlerin zulme uğramasına gazaplanır.”53 Râfi der ki: “Bu görüşme üzerinden bir sene geçmişti ki, Ebû Bekir’in halife seçildiğini duydum. Hayvana binip yola çıktım ve Ebû Bekir’in yanına vardım: “Benim adım Râfi; filân falan yerlerde senin verdiğin teftiş görevini yerine getirmiştim.” dedim. “Evet, tanıdım.” dedi. “Sen bana yönetici olmamamı söylemiştin; ama kendin en yüksek yöneticilik olan ümmetin hilâfetini üstlenmişsin!” dedim. “Evet, öyle oldu! Ama kim Muhammed ümmetine Allah’ın kitabıyla hükmetmezse, Allah’ın lâneti onun üzerine olsun!” dedi.54 53 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 5/920 (14288) 54 Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 5/365 (9029) Ashâb- ı Kirâm' ı n Birlik ve Beraberli ğ e Verdi ğ i Önem 427 Sahâbe-i Kirâm’ın, Allah Yolunda Cihâdı Yöneticiliğe Tercih Etmesi Saîd b. Ömer b. Saîd b. Âs’tan rivayete göre, amcaları Hâlid, Ebân ve Amr b. Saîd, Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) vefatını haber alınca görevlerinden ayrılıp Medine’ye döndüler. Hz. Ebû Bekir: “Bu vazifelere, Resûlullah’ın tayin ettiği kişilerden daha lâyıkı olamaz. Haydi, vazifelerinize geri dönün.” dedi. Onlar ise: “Biz, Hz. Peygamber’den sonra kimsenin memuru olmayız.” diyerek Şam yöresine hareket ettiler ve buradaki savaşlara katılarak şehit düştüler.55 Ebû Hureyre’nin, Hz. Ömer’in Valilik Teklifini Kabul Etmemesi Ebû Hureyre’den (radıyallahu anh) rivayete göre; Hz. Ömer onu bir yere vali yapmak üzere çağırır. Ebû Hureyre, teklifi kabul etmez. Hz. Ömer: “Senden daha hayırlı birinin talip olduğu bir vazifeyi niçin istemiyorsun?” der. Ebû Hureyre: “Kimmiş benden hayırlı olan?” diye sorar. “Ya’kub Peygamberin oğlu Yûsuf Peygamber!” diye cevap verir Hz. Ömer. Ebû Hureyre: “Yûsuf, peygamber oğlu bir peygamberdir! Ben ise, Ümeyme oğlu Ebû Hureyre’yim. Ben iki veya üç şeyden korkuyorum.” dedi. Bunun üzerine, Hz. Ömer: “Beş şeyden korkuyorum desen ya!” buyurdu. Ebû Hureyre: “Bilmediğim bir şeyi söylemekten, dayanaksız hüküm vermekten, sırtımdan vurulmaktan, malımın elimden alınmasından ve namusuma sövülmesinden korkuyorum.” cevabını verdi.56 55 Hâkim, Müstedrek 3/278 (5085) 56 Ebû Nuaym, Hilye 1/380 Hayatu's-Sahabe 428 İbn Ömer’in Hâkîmlik Teklifini Kabul Etmemesi İbn Ömer’den (radıyallahu anh) rivayete göre, Hz. Osman kendisini hâkim tayin etmek isteyince İbn Ömer bu görevi kabul etmedi ve: “Ben Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu işitmiştim: ‘Hâkimler üç sınıftır: Birisi kurtulur, ikisi ateşe girer. Haksız yere veya nefsinin arzularına göre hüküm verenler helâk olur. Hak ile karar veren ise kurtulur!”57 diye cevap verdi.