5 18. MEKKE’NİN FETHİ Hz. Abbas’ın Kureyş’i Peygamberimizden Aman Dilemeye Teşvik Etmesi Resûlü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Merrü’z-Zahran’da konaklayınca Abbâs (radıyallahu anh): “Vay, Kureyş’in hâline! Vallahi, eğer Allah Resûlü, Kureyş kendisinden aman dilemeden zorla Mekke’ye girerse, Kureyş’in işi ebediyen bitik demektir!” dedi. Daha sonra şöyle devam etti: “Peygamberimizin beyaz katırına bindim, onun sırtında ordunun içinden çıkarak Erak mevkiine geldim. Belki bir oduncu, çoban yahut iş için çıkan biriyle karşılaşırım da ona söylerim; o gider Mekkelilere Allah Resûlünün yerini haber verir, Mekkeliler Efendimizden emân dilerler; Allah Resûlü de Mekke’ye güç kullanarak girmez.” diye plan yapıyordum. Vallahi; ben katırın sırtında ordudan ayrılış maksadını gerçekleştirmek için dolaşırken Mekke’ye dönmekte olan Ebû Süfyân ile Büdeyl b. Verkâ’nın sözlerini duydum. Ebû Süfyân şöyle diyordu: “Bugünkü gibi katiyen ne ateş, ne de ordu görmüşüm! Büdeyl de: “Vallahi bu Huzâa kabilesinin ateşi! Savaş sebebiyle yakılan bir ateş bu.” diyordu. Ebû Süfyân ise: “Huzâa kabilesinin ateşi ve askerleri bu kadar olamaz, daha azdır.” karşılığını veriyordu. Ebû Süfyân’ı sesinden tanıdım ve: “Ebû Hanzele!” diye ona seslendim. O da benim sesimi tanıdı: “Ebu’l-Fadl, sen misin?” dedi. 95 İbn Kesîr, el-Bidâye 4/238; el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 13/352 (37024) Allah'a ve Resûlüne Davet 135 “Evet, benim.” dedim. “Anam babam sana kurban olsun, burada ne işin var senin?” diye sordu. “Yazık sana Ebû Süfyân! İşte Peygamber ordunun başında! Vallahi Kureyş’in durumu vahim! dedim. Ebû Süfyân: “Peki çözüm nedir?” diye sordu. “Seni ele geçirirse boynunu vuracak. Gel, benimle birlikte şu katıra bin de seni ona götüreyim, senin için emân dileyeyim.” dedim. Ebû Süfyân katırımın terkisine bindi, iki arkadaşı geri dönünce hareket ettik. Müslümanların yaktıkları ateşlerin yanından her geçişimde: “Kim bu?” diye soruyorlardı. Peygamberimizin katırını görünce: “Resûlullah’ın amcası, onun katırına binmiş.” diyorlardı. Ömer b. Hattâb’ın yaktığı ateşin yanına vardığımda Hz. Ömer: “Kim bu?” deyip bana doğru yürüdü. Katırın terkisinde oturan Ebû Süfyân’ı görünce: “Ebû Süfyân! Allah’ın düşmanı! Allah Resûlünün desturu olmadan seni buraya getiren Allah’a hamd olsun!” dedi. Sonra ayrıldı, Allah Resûlünün bulunduğu tarafa doğru hızlıca gitti. Ayaklarımla katırı dürterek bir hayvanın ağır yürüyen bir adamı geçeceği şekilde Ömer’i geride bıraktım, hemen katırdan indim, Resûlullah’ın yanına girdim. O sırada Ömer de girdi: “Yâ Resûlallah! Bu, Ebû Süfyân! Senin iznin olmadan Allah Teâlâ onu senin ayağına kadar getirtti. Bana izin ver de onun boynunu vurayım!” dedi. “Yâ Resûlallah, onu ben himayeme aldım.” dedim. Sonra Peygamberi miz in yanına oturdum ve: “Hayır vallahi, bu gece onun yanında benden başka kimse kalmayacak, o benim çadırımda kalacak!” dedim. Ömer, çok ısrar edince kendisine: “Artık sus Ömer! Vallahi eğer o, senin bağlı olduğun Adiyyoğullarından biri olsaydı böyle demezdin; ama biliyorsun ki o Abdi Menâfoğullarından, onun için böyle söylüyorsun!” dedim. Hz. Ömer: “Sus, ey Abbâs! Sen Müslüman olduğunda duyduğum sevinci, Hayatu's-Sahabe 136 eğer babam Müslüman olsaydı hissetmezdim! Çünkü senin Müslüman olman, Allah Resûlünü, eğer hayatta olsaydı babam Hattâb’ın İslâm’a girmesinden daha çok memnun ederdi! Bunu çok iyi biliyorum.” dedi. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Haydi Abbâs, onu al ve kendi çadırına götür, sabah olunca da yanıma getir.” buyurdu. Ben de Ebû Süfyân’ı kendi çadırıma götürdüm, yanımda geceledi. Sabah olunca alıp Allah Resûlünün huzuruna geldim. Efendimiz onu görünce: “Yazık sana Ebû Süfyân! Artık Allah’- tan başka ibadete lâyık bir ilâh olmadığına şehadet getirme zamanın gelmedi mi?” dedi. Ebû Süfyân: “Anam ve babam sana kurban olsun! Sen, ne kadar âlicenapsın! Ne kadar halim ve selimsin! Akrabalık hukukuna ne kadar da bağlısın! Ben Allah’ın yanında başka ilâhlar da olduğu zaman, onların bana faydaları dokunacağını zannederdim.” dedi. Resûlullah: “Hey gidi Ebû Süfyân! Hâlâ Benim Allah Resûlü olduğumu tasdik etme vaktin gelmedi mi?” buyurdu. Ebû Süfyân: “Sen ne kadar halim ve ne kadar civanmertsin! Ne kadar akraba hukukuna bağlısın! Vallahi şu ana kadar zihnimde bazı soru işaretleri vardı.” Hz. Abbâs (radıyallahu anh) der ki: “Bak Ebû Süfyân! Kendine acıyorsan, boynun vurulmadan önce Müslüman ol. Allah’tan başka ibadete layık ilâh olmadığına, Muhammed’in Allah’ın peygamberi olduğuna şehadet ediver.” dedim. Bunun üzerine, Ebû Süfyân gerçekten şehadet getirdi ve Müslüman oldu. Hz. Abbâs (radıyallahu anh) devamla şöyle dedi: “Yâ Resûlallah, Ebû Süfyân fahr ve imtiyazı sever, ona iftihar vesilesi olacak bir ayrıcalık lütfetseniz!” dedim. Resûlullah Efendimiz: “Pekâlâ, her kim Ebû Süfyân’ın evine girerse güvendedir, kim kendi evine girer de kapısını kapatırsa o da emindir. Mescid-i Haram’a iltica eden de emniyettedir.” buyurdu. Allah'a ve Resûlüne Davet 137 Ebû Süfyân geri dönmek için gitmeye yeltenince Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Abbâs! Onu al, askerlerin geçeceği dağ yolunun dar bir yerine götür, oradaki vadide tut, Allah’ın ordusu geçerken seyretsin!” dedi. Birlikte çıktık. Allah Resûlünün bana emrettiği şekilde, Ebû Süfyân’ı vadinin dar bir yerinde beklettim. Kabileler kendi özel sancaklarıyla Ebû Süfyân’ın önünden geçmeye başladılar. Her kabile geçtiğinde Ebû Süfyân: “Abbâs, bunlar kimlerdir?” diye soruyordu. Ben de: “Süleymoğullarıdır.” diyordum. Ebû Süfyân: “Benimle Süleymoğulları arasında ne mesele var ki onlar buraya kadar geliyorlar?” diyordu. Her kabile geçtiğinde Ebû Süfyân aynı soruyu soruyor, ben de, “Filânoğulları” diye cevaplıyordum. O da, “Benimle onlar arasında ne problem var ki buralara kadar geliyorlar?” diyordu. Böylece bütün kabileler geçti. Nihayet demirden zırhlar giyinmiş, gözlerinden başka hiçbir yerleri gözükmeyen Muhâcir ve Ensâr’ın oluşturduğu ve Resûlullah’ın içinde bulunduğu alay, bütün ihtişam ve debdebesiyle geçti. Ebû Süfyân: “Sübhânallah! Abbâs, bunlar da kim böyle?” diye sordu. “Bu gördüklerin, içlerinde Allah Resûlünün bulunduğu Muhâcir ve Ensâr kafilesidir.” dedim. “Ey Ebu’l-Fazl, vallahi bunların önüne kimse geçemez, onlara kimse güç yetiremez. Andolsun ki kardeşin oğlunun devlet ve saltanatı pek ihtişamlı!” dedi Ebû Süfyan. “Hayır, onunki saltanat değil, nübüvvettir.” dedim. “Peki, öyle olsun!” dedi. “Haydi, kavmine git!” dedim. Ayrılıp gitti. Yanlarına varınca Ebû Süfyan olanca sesiyle şöyle bağırdı: “Ey Kureyş! Bu gelen Muhammed’dir! Kendisine karşı gücünüzün yetmediği bir kuvvetle size geldi. Kim Ebû Süfyân’ın evine girerse canı emniyettedir.” Bunun üzerine karısı Hind, kendisine doğru kalktı, bıyıkların- Hayatu's-Sahabe 138 dan tuttu ve: “Bu alçağı gebertin! Kavminin ne kötü koruyucusu!” dedi. Ebû Süfyân: “Sakın ha! Şu kadın sizi aldatmasın. Hakikaten Muhammed, sizin kendisine karşı koyamayacağınız bir güçle geldi. Ebû Süfyân’ın evine giren emniyettedir.” dedi. “Yazık sana! Senin evin hiç bize kâfi gelir mi?” dediler. Bunun üzerine Ebû Süfyân, Allah Resûlünün şu sözlerini naklederek şöyle dedi: “Evine girip kapısını kapayan emniyettedir. Mescid-i Haram’a sığınan da emniyettedir.” Böylece halk da evlerine ve mescide dağıldı”96 Rivayet eden kişi der ki: Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kafilesinde iki bin zırhlı asker vardı. Resûlullah sancağını Sa’d b. Ubâde’ye vermişti. Sa’d, alayın önünde, Peygamberimizin sancağıyla Ebû Süfyân’ın yanından geçerken şöyle seslendi: “Ey Ebû Süfyân! Bugün savaş günüdür. Bugün Mekke’de kan dökmenin helâl görüldüğü gündür! Bugün Allah Teâlâ’nın Kureyş’i zelil kıldığı gündür!” Resûlullah karşıdan geliyordu o esnada. Tam Ebû Süfyân’ın hizasına gelince Ebû Süfyân: “Yâ Resûlallah, kavminin öldürülmesini mi emrettin? Sa’d ve beraberindekiler önümden geçerlerken, “Ey Ebû Süfyân, bugün savaş günüdür, bugün Kâbe’de kan dökmenin helâl kılındığı bir gündür, bugün Allah’ın Kureyş’i zelil kıldığı gündür.” dediler. Kavmin hakkında senden -Allah aşkına- merhamet diliyorum. Sen gerçekten insanların en iyisi, akraba hukukunu en çok gözetensin!” diye seslendi. Abdurrahman b. Avf ile Osman b. Affân da: “Yâ Resûlallah, Sa’d’ın Kureyş’e saldırmayacağından emin değiliz!” diyerek endişelerini izhar ettiler. 96 Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr 7/76 (6419) Allah'a ve Resûlüne Davet 139 Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ey Ebû Süfyân! Bugün merhamet günüdür, bugün Allah Teâlâ’nın Kureyş’i aziz kıldığı gündür.” dedi. Sonra Peygamber-i Zîşan, Sa’d’a haber göndererek onu vazifesinden azletti. Gönlü kırılmasın diye de, sancağı oğlu Kays’a vermesini bildirdi. Sa’d, Peygamberimizden bir işaret gelmedikçe sancağı teslim etmeyeceğini söyledi. Bunun üzerine, Nebîler Nebîsi (sallallahu aleyhi ve sellem) sarığını gönderdi. Sa’d sarığı alınca, elindeki sancağı oğlu Kays’a verdi.”97 Süheyl b. Amr’ın İslâm’a Girişi ve Peygamberimizin Yüce Ahlâkına Şahit Olması Süheyl b. Amr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke’ye girip fethe muvaffak olunca evime kapandım. Sonra oğlum Abdullah’a haber göndererek benim için eman dilemesini istedim. Bunun üzerine Abdullah gitti ve: “Yâ Resûlallah, babam kendisine eman vermeni istiyor.” dedi. O da: “Evet, Süheyl, Allah’ın izniyle güvendedir, ortaya çıkabilir.” buyurdu. Sonra da çevresindekilere şöyle dedi: “İçinizden her kim Süheyl’e rastlarsa ona kötü nazarla bakmasın, çekip gitsin. Yemin ederim ki, Süheyl akıllı ve şerefli bir kişidir. Süheyl gibisi İslâm’a karşı kayıtsız kalamaz. Allah’ın takdiri muhakkaktır! Onun takdirini hiçbir şey önleyemez!” Râvi şöyle der: “Abdullah, babasının yanına giderek Resûlullah’ın sözlerini babasına aktardı. Süheyl: “Vallahi Muhammed, küçüklüğünde de iyiliksever biriydi, büyüklüğünde de öyle, hiç değişmemiş!” dedi. Süheyl Allah Resûlünün huzuruna gitmek üzere yola çıkıyor, sonra geri dönüyordu. Allah Resûlü ile birlikte; henüz Müslüman 97 İbn Kesîr, el-Bidâye 4/291 Hayatu's-Sahabe 140 olmadan Huneyn Savaşı’na çıkmış olan Süheyl, Ci’râne’ye vardığında İslâm’a girdi. Peygamberimiz kendisine, o gün Huneyn ganimetlerinden yüz deve verdi.”98 Peygamberimizin Fetih Günü Mekkelilere Yaptığı Konuşma Hz. Ömer (radıyallahu anh) şöyle demiştir: “Mekke fethedildiği gün Peygamberimiz, Safvân b. Umeyye ile Ebû Süfyan b. Harb ve Hâris b. Hişâm’a görüşmek için haber gönderdi. Kendi kendime: “Allah onlara karşı bana şimdi bir fırsat verdi, yaptıklarını yanlarına bırakmayacağım!” dedim. Bu düşüncem, Allah Resûlü onlara karşı şöyle buyuruncaya kadar sürdü: “Benimle sizin durumunuz, Yûsuf Peygamber ile kardeşlerinin durumuna benzer. O, kardeşlerine şöyle demişti: “Bugün sizi kınayacak, serzenişte bulunacak değilim! Ben hakkımı helâl ettim Allah da sizi affetsin. Çünkü merhamet edenlerin en merhametlisi O’dur.” (Yusuf, 12/ 92) Hz. Ömer (radıyallahu anh) der ki: “Zihnimden geçirdiğim o anki öfke dolu düşüncelerimden dolayı Allah Resûlünden utandım. Peygamberimiz, o gün onlara ne demesi gerekiyorsa o şeyleri söyledi.”99 Ebû Hureyre (radıyallahu anh) de bu olayı şöyle nakletmiştir: “Fetih gerçekleştikten sonra Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) Kâbe’ye geldi. Kapının iki söğesini tuttu ve: “Nasıl bir muamelede bulunacağımı bekliyorsunuz?” diye sordu. On lar: “Sen, kardeşimizin oğlusun, halim ve pek merhametli bir amcaoğlusun!” dediler ve bu sözlerini üç kez tekrar ettiler. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de: 98 Hâkim, Müstedrek 3/317 (5225) 99 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 10/757(30158) Allah'a ve Resûlüne Davet 141 “Ben de Yûsuf Peygamberin kardeşlerine dediği gibi, size bugün hiçbir kınama ve suçlamada bulunmuyorum. Allah sizi affetsin, O Erhamür râhimîn’dir, diyorum, “Hepiniz özgür ve serbestsiniz.” buyurdu.100
- Ana Sayfa
- Saîd b. Âmir’in Hz. Ömer’e Nasihati
- Hz. Ömer’in Onlara Cevabı
- Hz. Ebû Ubeyde Ettiği Vasiyet
- Hz. Ebû Bekir’in, Yaşayış Tarzı
- OLUMSUZ CEVAP VERENLER
- İSLÂM’A DAVET EDİLENLER
- İLK MÜSLÜMANLAR
- PEYGAMBER VE ASHABI
- RESULULLAH(SAV)İN YAŞAMI
- RESULULLAH(SAV)İN AHLAKI
- HZ ÖMER(RA)
- HZ EBUBEKİR
- YÖNETİCİ UYUMU
- HZ HASANIN ŞEHİT EDİLMESİ
- HZ. HÜSEYİNİN ŞEHİT EDİLMESİ
- RESULULLAH(SAV)İN SAVAŞLARI
- RESULULLAH(SAV)IN AFFFEDİCİLİĞİ
- RESULULLAH(SAV)IN MERHAMETİ
- PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
MEKKE’NİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MEKKE’NİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Eylül 2022 Pazar
Kaydol:
Yorumlar (Atom)