pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 HAYATÜ SSAHABE 1. BÖLÜM: HAZRETİ
HAZRETİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HAZRETİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2022 Pazar

SAHABİLERİN HİLÂFET MAKAMINA HAZRETİ EBÛ BEKİR’İ GETİRMELERİ

3. SAHABİLERİN HİLÂFET MAKAMINA HAZRETİ EBÛ BEKİR’İ GETİRMELERİ ve BOZGUNA FIRSAT VERMEMELERİ

Ebû Ubeyde’nin, Hz. Ebû Bekir’in Halifeliği Konusundaki Değerlendirmeleri Hz. Ebû Bekir, Ebû Ubeyde’ye şu haberi gönderdi: “Gel, hilâfet makamına seni geçireyim. Çünkü ben Resûlullah’ın: ‘Her ümmetin bir emini vardır. Ey Ubeyde, bu ümmetin emini de sen10 İbn Kesîr, Sîre 4/486 Hayatu's-Sahabe 396 sin!’ dediğini duymuştum.” Ebû Ubeyde ise, şöyle cevap verdi: “Resûlullah’ın bize namaz kıldırmasını emrettiği kişinin önüne asla geçemem.”11 Hz. Osman’ın Görüşü Humrân, Osman b. Affân’ın (radıyallahu anh) şöyle söylediğini rivayet etmiştir: “Ebû Bekir hilâfete en müstahak olan kişidir. Çünkü o; sıddıktır, mağaradaki iki kişiden ikincisidir, Allah Resûlünün hicret arkadaşıdır.”12 Hz. Ebû Bekir’in Halifeliği Hakkında Hz. Ali ile Ebû Süfyân Arasında Geçen Bir Konuşma Süveyd b. Gafle (radıyallahu anh) naklediyor: Ebû Süfyân, Hz. Ali ile Hz. Abbâs’ın (radıyallahu anhâ) yanına vardı ve: “Ey Ali ve sen ey Abbâs! Hilâfet, neden Kureyş’in en zayıf ve azınlıkta olan sülalesinin elinde! Vallahi, eğer isterseniz Ebû Bekir’in üzerine sevk etmek üzere Medine’yi atlılarla ve piyâdelerle doldururum.” dedi. Hz. Ali (radıyallahu anh) şu cevabı verdi: “Vallahi olmaz! Onun üzerine sevk etmek gayesiyle Medine’yi atlı ve piyâdelerle doldurmanı istemem. Eğer, biz Ebû Bekir’i bu işte ehil görmeseydik kendisini hilâfetle baş başa bırakmazdık. Ey Ebû Süfyân! İslâm, birbirlerine karşı samimi davranan, hayırhah olan müminlerden meydana gelen tek bir millettir. Müminler, yurtları ve bedenleri birbirlerinden uzak da olsa birbirlerini severler. Münafıklara gelince, onlar; yurtları ve bedenleri birbirlerine yakın da olsa, birbirlerini aldatır ve birbirlerinin ayağını kaydırmaya çalışırlar.”13 11 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 5/854 (14117) 12 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 5/862 (14142) 13 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 5/863 (14144) Ashâb- ı Kirâm' ı n Birlik ve Beraberli ğ e Verdi ğ i Önem 397 Diğer bir rivayete göre, Hz. Ali (radıyallahu anh) şu karşılığı vermiştir: “Sen, İslâm’a ve müntesiplerine (uzun zaman) sürekli düşmanlık yaptın! Ama o adavetin İslâm’a ve mensuplarına hiç zarar vermedi. Ebû Bekir’i, hilâfet makamına biz ehil gördük!”14 Hz. Ebû Bekir’in Halife Seçilmesiyle Alâkalı Hz. Ömer ile Hz. Hâlid b. Saîd Arasında Geçen Bir Konuşma Allah Resûlünün muhafızı Sahr anlatıyor: Hâlid b. Saîd b. As, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatta iken Yemen’de bulunuyordu. Allah Resûlü vefat ettiğinde de orada idi. Resûlullah’ın vefatından bir ay sonra, sırtında ipek bir cübbe ile Medine’ye döndü. Burada, Hz. Ömer’e ve Hz. Ali’ye rastladı. Hz. Ömer, arkadan kendisini takip etmekte olan kişilere: “Şunun üzerindeki cübbeyi parçalayın! İpek mi giyiyor ne? Barış esnasında giyilmesi erkeklerimize haram olan ipeği, harp hâlinde iken nasıl giyebiliyor?” dedi. Onlar da, Hâlid’in cübbesini parçaladılar. Hâlid, Hz. Ali’ye hitaben: “Ey Ebu’l-Hasen, ey Abdi Menâfoğulları! Yönetim işinde mağlûp mu oldunuz?” dedi. Hz. Ali (radıyallahu anh): “Sen bu davayı bir galip mağlûp meselesi olarak mı, yoksa hilâfet meselesi olarak mı görüyorsun?” dedi. Hâlid: “Ey Abdi Menâfoğulları! Bu işe sizden daha lâyığı yoktur ki.” dedi. Hz. Ömer, Hâlid’e: “Allah senin canını alsın! Vallahi, yalancı birisi senin bu söylediklerini diline dolarsa ancak kendine zarar verir!” dedi.15 Hz. Ebû Bekir ile Hz. Hâlid b. Saîd Arasında Geçen Bir Hadise Hâlid b. Saîd’in kızı Ümmü Hâlid anlatıyor: Ebû Bekir’e biat edildikten sonra, babam Yemen’den Medine’ye gelince Hz. Ali 14 İbn Abdi’l-Berr, el-İstîâb 1/298 15 Taberî, Târih 2/331 Hayatu's-Sahabe 398 ile Hz. Osman’a (radıyallahu anhumâ): “Ey Abdi Menâfoğulları! Başkalarının, üzerinize basarak hilafet davasını üstlenmelerinden memnun musunuz?” dedi. Hz. Ömer (radıyallahu anh), babamın bu sözlerini Hz. Ebû Bekir’e iletti ise de o, babamın sözlerini asla yüzüne vurmadı ve onu kınamadı. Hâlid, üç ay Hz. Ebû Be kir’e biat etmedi. Sonra bir gün öğle üzeri, Hz. Ebû Bekir Hâlid’in evine geldi. Hâlid: “Sana biat etmemi ister misin?” diye sordu. Hz. Ebû Bekir: “Müslümanların iştirâk ettikleri anlaşmaya senin de katılmanı isterim tabii ki.” cevabını verdi. Hâlid: “Pekâlâ, öğleden sonra gelip mescidde sana biat edeceğim.” dedi. Hâlid, mescide geldiğinde, Hz. Ebû Bekir minberde idi; ona biat etti. Ebû Bekir’in, Hâlid hakkındaki kanaati olumlu idi ve Ebû Bekir’le Hâ lid’e değer verirdi. Şam üzerine ordular gönderdiğinde, onu İslâm ordusunun başına geçirmiş, kendi eli ile düğümlediği sancağı Hâlid’in evine bizzat getirmişti. Hz. Ömer, Hâlid’in komutan yapılmasına karşı çıkarak: “Ey Ebû Bekir, Hâlid’i komutan tayin ediyorsun. Hâlbuki, o sana şöyle şöyle söylemiş biridir.” dedi ve itirazında ısrar etti. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir, Ebû Ervâ ed-Devsî’yi Hâlid’e gönderdi. Ebû Ervâ ed-Devsî Hâlid’e: “Allah Resûlünün Halifesi, sancağımızı geri versin, diyor.” dedi. Hâlid, sancağı çıkarıp teslim etti ve: “Vallahi, komutan tayin etmeniz beni sevindirmemişti, azliniz de üzmedi. Bunu yaptıran, senden başkasıdır.” diye haber gönderdi. İyi hatırlıyorum, Hz. Ebû Bekir babamın yanına gelmişti ve Hz. Ömer aleyhinde hiçbir şey söylememesi hususunda sıkı sıkı tembihte bulunmuştu. Vallahi, babam da ölünceye kadar Ömer’i hep hayırla yâd etmiştir.”16 16 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 5/847 (14098) Ashâb- ı Kirâm' ı n Birlik ve Beraberli ğ e Verdi ğ i Önem 399 Hz. Ebû Bekir’in Bizzat Savaşa İştirak Etme Teşebbüsü ve Hz. Ali’nin Bu Konudaki İkazı Hz. Âişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: Babam kılıcını kuşanmış, atına binmiş, Zü’l-Kassa’ya doğru gitmek üzere yola çıkmıştı. Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahu anh) geldi, babamın bineğinin yularından tuttu ve: “Nereye, ey Allah Resûlünün halifesi! Ben sana, Uhud günü Resûlullah’ın sana söylediği şu sözleri söyleyeceğim: ‘Kılıcını kınına koy, bizi de kendinle birlikte musibetlere maruz bırakma!’ Ey Allah Resûlünün halifesi! Allah’a kasem ederim ki, seni kaybedip de bir belâya uğrarsak senden sonra İslâm için katiyen bir dirlik ve düzen kalmaz!” dedi. Hz. Ali’nin bu ikazı üzerine, babam geri döndü ve orduyu gönderdi.17 Hz. Ebû Bekir’in, Uhdesindeki Hilâfeti İade Etme İsteği Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh), bir hutbesinde cemaate şunları söylemişti: “Ey insanlar! Eğer benim hilâfeti isteyerek yahut kendimi sizden ve diğer Müslümanlardan üstün görerek deruhte ettiğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz! Hayır vallahi! Allah’a yemin ederim ki hilâfeti, iştiyakla ve kendimi sizden yahut herhangi bir Müslümandan üstün tutarak üstlenmedim. Bir gün bile, hilâfete karşı hırsım olmadı. Allah’tan da, bunu ne gizli ne de aleni istedim. Güç yetiremeyeceğim büyük bir görev boynuma yüklendi, Al lah’ın inayeti olmazsa hâlim perişandır. Şimdi, bu hilâfeti Allah Resûlünün sahâbîlerinden adaletle hareket edecek herhangi birine bırakıyorum! Artık, hilâfet size geri verilmiştir. Benim katımda biatiniz yoktur. Hilâfeti, istediğiniz kimseye veriniz. Bundan böyle, ben de içinizden biriyim!” 17 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 5/871 (14166) Hayatu's-Sahabe 400 Sahâbenin Hz. Ebû Bekir’e Cevabı İsâ b. Atıyye anlatıyor: Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh) kendisine biat edildikten bir gün sonra halka bir hitâbede bulunup şunları söyledi: “Ey insanlar! Bana yaptığınız biati iptal ettim. Çünkü ben en hayırlınız değilim, en iyiniz ve hayırlınız kim ise ona biat ediniz.” Onun bu konuşması üzerine cemaat ayağa kalktı ve: “Ey Allah’ın Resûlünün halifesi! Yemin ederiz ki, sen bizim en hayırlımızsın!” dedi. Bunun üzerine, Hz. Ebû Bekir: “Ey cemaat! İnsanlar isteyerek ya da istemeyerek İslâm’a girdiler ve Müslüman oldular. Artık onlar Allah’ın eman verdiği kimselerdir. Allah’ın, size yüklediği vazifelerden herhangi biriyle sizi hesaba çekmemesini temin etmeye çalışınız. Daima yanımda bulunan ve benden hiç ayrılmayan bir nefsim ve şeytanım var. Bu nedenle, öfkeli olduğumu gördüğünüzde benden uzak durunuz ki sizi incitmeyeyim. Ey insanlar! Kölelerinizin getirdiği malların nereden geldiğini araştırınız. Çünkü haram malla beslenen bir vücut, cennete girmeye lâyık değildir. İyi dinleyiniz, beni ve faaliyetlerimi devamlı takip ediniz. Dürüst ve âdil davranırsam bana yardımcı olun. Haktan sapacak olursam da beni düzeltin. Allah’a itaat ettiğim sürece, siz de bana itaat edin. Allah’a isyankâr olursam bana itaat etmeyin.”18 Hz. Ali’nin, Hz. Ebû Bekir’e Hitabı: “İstifanı Kabul Etmeyiz ve İstifa Etmeni İstemeyiz!” Zeyd b. Ali, dedelerinden naklen şöyle demektedir: Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh), bir gün Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) 18 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 5/852 (14112) Ashâb- ı Kirâm' ı n Birlik ve Beraberli ğ e Verdi ğ i Önem 401 minberine çıktı ve: “Aranızda benim hilâfetimi istemeyen var mı? Varsa biatini geri vereyim!” dedi ve bunu üç kez tekrarladı. Her defasında da Hz. Ali kalktı ve: “Hayır vallahi, ne istifanı kabul ederiz, ne de istifa etmeni isteriz. Seni Allah Resûlü öne geçirmişken kim geri bırakabilir?” diye karşılık verdi.19 Hz. Ebû Bekir’in, Hilafete Getirildikten Sonra İnzivaya Çekilmesi Rebîa ailesinden bir zat anlatıyor: Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh) hilâfet makamına getirildiği zaman, üzgün bir vaziyette evinde inzivaya çekildi. Hz. Ömer (radıyallahu anh), onun yanına girince Ebû Bekir Hz. Ömer’e çıkıştı ve: “Bu işi sen bana yükledin!” dedi; insanlar arasında hüküm vermenin zorluğundan şikâyette bulundu. Hz. Ömer ise: “Yâ Ebû Bekir! Sen Allah Resûlünün: ‘Bir hâkim içtihad ettiği zaman hakkı bulur ve isabet ederse kendisine iki sevap, içtihad edip de yanılırsa bir sevap vardır.” buyurduğunu bilmiyor musun?” diyerek onu teselli etti.”20 4. HALİFENİN VELİAHT TAYİN ETMESİ Hz. Ebû Bekir’in, Hastalığında Hilâfet Meselesini Arkadaşlarına Danışması Ebû Seleme b. Abdurrahman ve daha başkaları naklediyorlar: Ebû Bekir (radıyallahu anh), hastalığının ağırlaşması üzerine Abdurrahman b. Avf ’ı (radıyallahu anh) çağırdı ve ona: “Ömer b. Hattâb’- ın hilâfeti hakkında fikrin nedir?” diye sordu. O da: “Benden daha iyi bildiğin birini bana mı soruyorsun!” diye karşılık verdi. Hz. Ebû Bekir: “Öyle de olsa, sen düşünceni söyle!” buyurdu. Abdurrahman b. Avf: “Vallahi o, hilâfete ehil gördüklerinin en 19 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 8/863 (14145) 20 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 5/851 (14110) Hayatu's-Sahabe 402 âlâsıdır.” dedi. Daha sonra, Hz. Ebû Bekir Osman b. Affân’ı çağırdı ve: “Ömer’in hilâfeti hakkındaki fikrin nedir?” diye sordu. Hz. Osman: “Onu, en iyi bilenimiz sensin.” dedi. Hz. Ebû Bekir: “Buna rağmen sen yine de reyini söyle.” buyurdu. Hz. Osman (radıyallahu anh) da: “Şunu açıkça söyleyeyim: Benim bildiğim şudur ki, onun içi dışından daha hayırlıdır ve içimizde onun bir benzeri yoktur.” dedi. Hz. Ebû Bekir: “Allah seni bağışlaya, vallahi ondan vazgeçseydim senden başkasını düşünmezdim.” dedi. Hz. Ebû Bekir, bu konuyla alâkalı olarak sırasıyla Saîd b. Zübeyr’le, Üseyd b. Hudayr’la ve Muhâcir ve Ensâr’ın diğer büyükleri ile istişare etti. Üseyd b. Hudayr: “Allah şahittir ki, senden sonra en seçkinimiz Hz. Ömer’dir. Allah için sever, sevinir; Allah için kızar; onun içi dışından hayırlıdır. Bu işi, ondan daha iyi yüklenecek kimse tanımıyorum!” dedi.21 Hz. Ebû Bekir’in, Hz. Ömer’i Veliaht Tayin Ettiğine Dair Vasiyetnamesi “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Bu, Ebû Bekir b. Ebî Kuhâfe’nin; dünyadan göçmek üzere olduğu son demlerinde ve ahirete girmek üzere bulunduğu ilk anlarında, kâfirin imana geldiği, fâcirin hakikati kavradığı, yalancının bile doğru söylediği bir anda ettiği vasiyetidir: Benden sonra Ömer b. Hattâb’ı hilâfete seçtim. Onu dinleyiniz, ona itaat ediniz. Hayrı ve fazileti aramada; Allah’a, Resûlüne, dinime, kendime ve size karşı kusur etmedim. Eğer adaletle davranırsa, ki onun hakkındaki zannım da bu yöndedir, ne âlâ! Şayet bu gidişatını değiştirirse, bilin ki herkese, yaptığı günahın karşılığı vardır. Ben ancak hayırlı olanı aramaya çalıştım, gaybı bilemem.” Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh), vasiyetnamesini Şuarâ sûresinin 21 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 5/876 (14175) Ashâb- ı Kirâm' ı n Birlik ve Beraberli ğ e Verdi ğ i Önem 403 şu meâldeki 227. âyetiyle bitirdi: “O zulmedenler, yakında hangi inkılâp ile sarsılacaklarını bileceklerdir!” Vesselâmü aleyküm ve rahmetullah.” Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh), yazdırdıktan sonra vasiyetnamenin mühürlenmesini de istedi.22 Hz. Ebû Bekir’in, Hz. Ömer’i Veliaht Tayin Etmesine Karşı Çıkan Hz. Talha’ya Cevabı (…) Hz. Ömer’in veliaht olduğu duyulunca Talha b. Ubeydullah, Hz. Ebû Bekir’in yanına girdi ve: “Ben, halkın sana gönderdiği elçiyim. Onlar: ‘Senin sağlığında, Ömer’in bize nasıl sert davrandığını biliyorsun. İşlerimizi ona havale ettiğin takdirde, senin vefatından sonra neler yapmaz ki! Allah, sana bu kararından dolayı muhakkak hesap soracak, ne cevap vereceğini iyi düşün!’ diyorlar.” dedi. Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh): “Beni oturtunuz.” buyurdu. Kaldırıp oturttuklarında: “Beni Allah’tan korkmaya çağırıyorsunuz, öyle mi? Sizin meselenizi önemsemiyorsam Allah beni perişan ve derbeder etsin! Allah Teâlâ bana orada sorarsa, ‘Yâ Rabbi! Kullarının başına en hayırlılarını halife olarak bıraktım.’ diyeceğim. Haydi git ve bu sözümü halka duyur!” diye cevap verdi.23

HAZRETİ OSMAN’IN ADALETİ

HAZRETİ OSMAN’IN ADALETİ
Hz. Osman’la Kölesi Arasında Geçen Bir Hadise Ebu’l-Furât anlatıyor: Hz. Osman’ın (radıyallahu anh) bir kölesi vardı. Bir gün, Müminlerin Emîri Hz. Osman, kölesine: “Senin kulağını çekmiştim, bana kısas uygula!” dedi. Köle, Hz. Osman’- ın kulağını tutup çekmeye başladı. Hz. Osman: “Sertçe bük. Bu dünyada kısas yapılınca artık ahirette tekrar kısas yapılmayacak!” dedi.120 Hz. Osman’ın, Bir Güvercin Hakkında Verdiği Adilane Karar Nâfi b. Abdülhâris anlatıyor: Hz. Ömer (radıyallahu anh) Mekke’ye gelmişti. Cuma günü Dârü’n-Nedve’ye girdi, Mescid-i Haram’a yakın olmak istemişti. Yeleğini, içeride bir yere astı. Bir güvercin gelip yeleğinin üzerine kondu. Pisletmemesi için güvercini ürkü119 Beyhakî, Sünen 10/88 (19953) 120 Muhammed Rızâ, Osman b. Afvân 1/37 Hayatu's-Sahabe 466 terek uçurdu, o da başka bir yere kondu. Güvercinin konduğu yere, bir yılan geldi ve güvercini sokarak öldürdü. Hz. Ömer cuma namazını kıldırınca, ben ve Hz. Osman onun yanına girdik. Bize: “Bugün yaptığım bir şey hakkında hüküm verin!” diyerek hadiseyi anlattı: “Aslında, kuş emin bir yerdeydi. Ben onu uçurdum, o da gitti ve ölümün kucağına düştü. Buna, ben sebep oldum.” O sırada, ben araya girdim ve Hz. Osman’a (radıyallahu anh): “Müminlerin Emîrinin üç yaşında, boz bir keçi kurban etmesine hükmetmeye ne dersin” dedim. Hz. Osman: “Evet, ben de aynı görüşteyim!” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer, bu evsafta bir keçinin kurban edilmesini istedi.121 HAZRETİ ALİ’Nİ