pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 HAYATÜ SSAHABE 1. BÖLÜM: YAPILMASI
YAPILMASI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YAPILMASI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2022 Pazar

DEVLET BAŞKANLIĞINA GETİRİLECEK ŞAHSIN SEÇİMİNİN ŞÛRÂ İLE YAPILMASI

5. DEVLET BAŞKANLIĞINA GETİRİLECEK ŞAHSIN SEÇİMİNİN ŞÛRÂ İLE YAPILMASI

Hz. Ömer’in, Vurulması Üzerine Hilâfet Meselesini Altı Kişiye Havale Etmesi İbn Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: Ebû Lü’lü, Hz. Ömer’i yaralamış ve hançerini iki defa Hz. Ömer’in vücuduna saplamıştı. Hz. Ömer, bu olay üzerine halka karşı, bilmeyerek bir suç işlediğini düşündü ve derhâl İbn Abbâs’ı çağırdı. Babam Ömer, 22 İbn Sa’d, Tabakâtu’l-Kübrâ 3/199. 23 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 5/877 (14178) Hayatu's-Sahabe 404 İbn Abbâs’ı sever, ona yakınlık gösterir, onun sözlerini dinlerdi. Ona: “Bu işin iç yüzünü bilmek istiyorum, bunu halktan bir grup mu yaptı? Bir araştırıver.” dedi. İbn Abbâs, sokak sokak dolaşmaya başladı. Nereye uğradıysa yanlarına vardığı her topluluk ağlıyordu. Hz. Ömer’in yanına geri döndü ve: “Ey Müminlerin Emîri! Hangi topluluğun yanına vardıysam ilk çocuklarını kaybetmiş gibi hepsi senin için ağlıyorlardı.” dedi. Hz. Ömer: “Peki, beni vuran kim o halde?” diye sordu. “Seni vuran, Muğire b. Şu’be’nin kölesi Mecûsi Ebû Lü’lü imiş.” dedi. İbn Abbas der ki: “Bunu duyan Hz. Ömer sevindi ve: “Beni, ‘lâ ilâhe illâllah’ diyen bir Müslümanla imtihan etmeyen Allah’a hamdolsun.” diyerek Allah’a hamdetti. Sonra da: “Ben, Arap olmayan güçlü kuvvetli kâfirleri aramıza sokmanızı yasaklamıştım; ama siz benim bu sözüme itaat etmediniz. Şimdi bana kardeşlerimi çağırınız.” diye emir verdi. “Kardeşleriniz kimler?” diye sorduklarında, “Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Abdurrahman b. Avf ve Sa’d b. Ebî Vakkas’tır.” dedi. Sonra başını kucağıma koydu, isimlerini verdiği zatlar gelince: “İstediğin şahıslar geldi.” dedim. Hz. Ömer, “Şimdi, Müslümanların idaresi hakkında uzun uzun düşündüm! Ey altı kişi! Sizi, halkın reisleri ve önderleri olarak görüyorum. Bu dava, ancak sizin omuzlarınıza yüklenir. Siz doğru olduğunuz sürece, halkın işi de yolunda gider. Eğer bir ihtilâf olursa, bilin ki bu sizin ihtilâfınızdan ileri gelir.” buyurdu. “Babamın, ‘İhtilâf ve tefrika olursa..’ dediğini duyunca bunun muhakkak gerçekleşeceğini sanmıştım. Çünkü, onun geleceğe ait söylediklerinin hemen hemen hepsinin tahakkuk ettiğini görmüştüm. Daha sonra, babamın yarasından oluk oluk kan aktı. O altı zat, aralarında fısıldaşarak konuşmaya başladı. İçlerinden birine biat etmelerinden endişe duyduğum için kendi kendime: “Müminlerin Emîri henüz sağ, birbirinin yüzüne bakan iki halife olmaz.” dedim. Ashâb- ı Kirâm' ı n Birlik ve Beraberli ğ e Verdi ğ i Önem 405 Hz. Ömer: “Beni kaldırın.” buyurdu. Kaldırdık. Altı kişiye dönerek: “Üç gün istişare ediniz. Bu süre zarfında, cemaate namazı Suheyb kıldırsın.” dedi. “Ey Müminlerin Emîri, kiminle istişare edelim?” diye sorduklarında Hz. Ömer, “Muhâcirlere, Ensâr’a, burada bulunan ordu komutanlarının önde gelenlerine danışın.” dedi. Daha sonra, Hz. Ömer biraz süt istedi. Getirilen sütü içti. Süt, her iki yarasından da olduğu gibi dışarı çıktı. Vefat edeceğini anlayınca: “Şimdi bütün dünya benim olsa, kıyamet gününün dehşetinden kurtulmak için tamamını fidye olarak verirdim. Allah’a hamdolsun, ben bu durumu da hakkımda hayırlı görüyorum.” dedi. İbn Abbâs şöyle dedi: “Sen her ne kadar böyle söylüyorsan da, şüphe yok ki Allah seni hayırla mükâfatlandıracaktır! Çünkü Müslümanlar Mekke’de korku içinde yaşarlarken, Allah Resûlü, bu dini ve Müslümanları seninle güçlendirmesi için Allah’a dua etmedi mi? Senin, İslâm’a girmenle birlikte Müslümanlık daha da güçlendi. Allah Resûlü ve sahâbîleri İslâm’ı senin sayende açıktan ilan etmeye başladılar. Medine’ye hicretin bir fetih kadar muhteşemdi. Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) bulunduğu hiçbir harpten geri kalmadın ve Resûlullah, vefat ederken senden hoşnut idi. Allah Resûlü’nden sonra, onun yolunda Hz. Ebû Bekir’e destek oldun. Müslümanlarla birlikte mürtedlerin üzerine yürüdün. Tereddüt içinde olanların da İslâm’a girmelerine vesile oldun. Sonra, Allah Resûlü’nün halifesi Ebû Bekir de vefat ettiğinde senden razı idi. Ondan sonra, en iyi şekilde devlet işlerini idare ettin. Allah, senin vasıtanla yeni yeni şehirler ihsan etti. Yine senin zamanında hazinedeki mallar çoğaldı, düşmanlar uzaklaştırıldı ve Müslümanlar dinlerinde ve dünyevi geçimlerinde rahat ettiler. Derken, Allah senin hayatını şehadetle mühürledi! Şehadetin kutlu olsun, ey Ömer!” Hz. Ömer (radıyallahu anh): “Vallahi sizin bu iltifatkâr sözleriniz- Hayatu's-Sahabe 406 le neredeyse gurura kapılacağım.” dedikten sonra İbn Abbas’a dönerek: “Ey Abdullah! Kıyamet günü, Allah katında lehimde şahitlik yapar mısın?” diye sordu. İbn Abbas “Evet.” dedi. Bunun üzerine İbn Ömer’e seslendi: “Abdullah b. Ömer, yanağımı yere koy!” İbn Ömer de Hz. Ömer’in başını kucağından kaldırıp baldırına koydu. Tekrar, “Yanağımı yere koy!” dedi. Sakalını ve yanağını, baldırından çekti. Başı, yere değdi. Kendi kendine, “Ey Ömer! Eğer Allah seni affetmezse vay hâline! Vay ananın hâline!” diye söylendi ve biraz sonra da Rahmet-i Rahmân’a kavuştu.” Hz. Ömer (radıyallahu anh) vefat edince, müşavere heyeti Abdullah b. Ömer’e haber göndererek ondan istişareye katılmasını istediler. Abdullah da: “Babamın size emrettiği gibi, Muhâcir, Ensâr ve buradaki ordu komutanlarının ileri gelenleri ile meşveret yapmazsanız yanınıza gelmem.” diye cevap gönderdi.24 Hz. Ömer’in Borçları Amr b. Meymûn anlatıyor: “Hz. Ömer (radıyallahu anh), Ebû Lü’lü tarafından yaralanıp tedaviye alındığında oğlu Abdullah’a: “Borçlarımı hesapla!” buyurdu. O da hesapladı ve “Seksen altı bin.” dedi. Hz. Ömer: “Eğer Ömer ailesinin malları, bu borçları karşılarsa onların mallarından borçlarımı öde. Karşılamazsa Adiyy b. Kâ’boğullarından iste. Onların malları da yeterli gelmezse Kureyş’ten iste, daha başkalarına gitme. Hemen borçlarımı öde! Müminlerin annesi Âişe’ye (radıyallahu anhâ) de git, selâmımı söyle ve ‘Hattâboğlu Ömer iki arkadaşının yanına defnolunması için sizden izin istiyor.’ de. Sakın ‘Müminlerin Emîri izin istiyor.’ deme. Artık, bundan böyle ben Müminlerin Emîri değilim.” diye uyarıda bulundu. Abdullah b. Ömer, Hz. Âişe’nin yanına vardığında Hz. Âişe oturmuş, ağlıyordu. Abdullah, Hz. Âişe’ye selâm verdi ve 24 Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 9/77 (579) Ashâb- ı Kirâm' ı n Birlik ve Beraberli ğ e Verdi ğ i Önem 407 “Hattâboğlu Ömer’in selâmı var, iki arkadaşının yanına gömülmek için senden izin istiyor.” dedi. Hz. Âişe (radıyallahu anhâ), “Vallahi orayı kendim için düşünüyordum. Ama, bugün onu kendime tercih edeceğim.” dedi. Abdullah geri döndüğünde Hz. Ömer: “Bana ne haber getirdin?” dedi. “İzin verdi.” dedi. “Elhamdülillah, en mühim işim bu idi.” dedikten sonra Hz. Ömer konuşmasına şöyle devam etti: “Vefat ettiğimde, beni şu sedirim üzerinde Hücre-i Saadet’e götürünüz. Oğlum, oraya varınca Âişe’den yine izin iste. ‘Ömer b. Hattâb izin istiyor.’ de. İzin verirse beni oraya defnet, vermezse Müslümanların kabristanına götür!” Hz. Ömer omuzlara alınıp Hücre-i Saadet’e doğru götürülürken, halkın üzerine sanki gökten bela ve musibet yağmış gibi insanlar üzüntü içindeydiler. Abdullah b. Ömer burada Hz. Âişe- ’ye, “Ömer b. Hattâb izin istiyor.” dedi. Hz. Âişe de müsaade etti. Allah’ın bir lütfu olarak, Hz. Ömer Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Hz. Ebû Bekir’in defnedildiği yere gömüldü. Râvi diyor ki: Hz. Ömer (radıyallahu anh) vefat edeceği anlarda kendisine:“Veliaht tayin eyle.” dediler. O da: “Ben bu makama, Allah Resûlünün kendilerinden hoşnut olarak vefat ettiği şu zatlardan daha müstahakını bilmiyorum. Benden sonra, onlardan hangisi halife seçilirse halife odur.” diyerek Ali, Osman, Talha, Zübeyr, Abdurrahman b. Avf ve Sa’d b. Ebi Vakkas’ın isimlerini verdi ve: “Eğer hilâfete Sa’d seçilirse, o buna ehildir; seçilmezse halife olan kişi Sa’d’a bir görev vererek ondan yararlansın. Benim onu Kûfe valiliğinden azletmem, onun aczinden yahut hıyanetinden değildi.” dedi. Hz. Ömer, oğlu Abdullah’ı sadece görüş bildirmek üzere istişare meclisine dahil etmiş, oğlunun halifeliğe seçilmemesini de şart koşmuştu. Yani Abdullah b. Ömer, şurâ heyeti ile yalnız meşveret ediyordu. Yukarıda isimleri geçen zevât, hilâfet meselesini müzakere etmek üzere toplandığı vakit Abdurrahman b. Avf: “Vekâletimizi içimizden üç kişiye verelim.” dedi. Bunun Hayatu's-Sahabe 408 üzerine, Zübeyr vekâletini Ali’ye, Talha Osman’a, Sa’d da Abdurrahman b. Avf ’a verdi. İş bu üç kişiye havale edilince Abdurrahman b. Avf: “Hanginiz hilâfet makamına geçmekten feragat eder?” diye sorduğunda Hz. Ali ile Hz. Osman bir şey söylemediler. Bunun üzerine, Abdurrahman b. Avf iki arkadaşına: “Öyle ise, bu seçme işi ile uğraşmayı bana havale ediyor musunuz? Allah şahittir ki, ben sizin en üstününüzü ve Müslümanlara en yararlınızı seçme konusunda elimden geleni yapacağım.” dedi. Onlar da: “Evet, sana vekâlet veriyoruz.” dediler. Abdurrahman b. Avf, önce Hz. Ali ile baş başa görüştü ve: “Yâ Ali, senin Allah Resûlüne akrabalığın ve İslâm’a girmede önceliğin vardır. Allah şahidimdir ki, eğer seni halife intihap edersem muhakkak adaletle iş görürsün. Ama Osman’ı seçersem onun sözlerini dinler, emirlerine itaat edersin, değil mi?” dedi. Hz. Ali, “Evet” diye karşılık verdi. Sonra Abdurrahman b. Avf (radıyallahu anh), Hz. Osman ile özel görüştü ve Hz. Ali’ye söylediklerini ona da söyledi. Osman da, aynı cevabı verdi. Abdurrahman b. Avf, her ikisinden de bu şekilde söz aldıktan sonra Osman’a: “Ey Osman, elini uzat!” dedi. Hz. Osman da elini uzattı. Hz. Osman’a biat etti. Önce Hz. Ali, daha sonra da halk gelerek Hz. Osman’a biatlerini sundu.25