pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 HAYATÜ SSAHABE 1. BÖLÜM: GİRİŞİ
GİRİŞİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GİRİŞİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2022 Pazar

HÂLİD B. VELÎD’İN İSLÂM’A GİRİŞİ

 

17. HÂLİD B. VELÎD’İN İSLÂM’A GİRİŞİ Hz. Hâlid (radıyallahu anh) anlatıyor: “Cenâb-ı Allah, hakkımda hayır dileyince gönlüme İslâm’a yönelik bir sevgi kıvılcımı attı, aklımı başıma getirdi. Kendi kendime : “Muhammed’e karşı yapılan savaşların hepsinde bulundum. Savaştan dönüşte faydasız bir iş peşinde olduğumu, Muhammed’in yakında muzaffer olacağını görüyordum.” dedim. Resûlullah, Hudeybiye’ye çıkınca ben de müşriklerden bir atlı kafile içinde yola çıktım. Kendisine sahâbîleriyle birlikte Usfân mevkiinde rastladım. Tam hizasına dikilerek kendisine görünmeye çalıştım. Öne geçti ve ashâbına öğle namazı kıldırdı. Üzerlerine yürümek istediysek de olmadı. Bunda da hayır vardı. O, içimizden geçeni sezmiş olmalıydı ki, ashâbına ikindi namazını salât-ı havf olarak kıldırdı. Bu hâl, beni etkiledi; içimden, “Bu adam gerçekten koruma altında.” dedim. Bizden uzaklaşıp bizim kafilenin yolundan ayrılarak sağ tarafa doğru saptı. Hudeybiye’de Kureyş ile sulh yapıp Kureyş onu geri çevirince içimden, “Peki, geriye ne kaldı? Nereye gideyim? Necâşî’ye mi gitsem? Ama o Muhammed’e iman etti, ashâbı da onun yanında güven içinde. Hirakl’a gidip, dinimi bırakarak Hristiyanlığı veya Yahudiliği mi kabul etsem? Veya İran’da mı kalayım? Yoksa geride kalanlarla birlikte kendi vatanımda mı durayım? İşte zihnim bu düşüncelerle meşgulken, Hz. Peygamber Hudeybiye yılında niyet edip de yapamadığı umresini kaza etmek üzere Mekke’ye girdi. Ben, o sırada kimseye görünmediğim için O’nun gelişine de şahit olamadım. Kardeşim Velîd b. Velîd de Allah Resûlüyle birlikte Umre kazasında Mekke’ye girmiş, beni aramış, bulamayınca da şu mektubu bırakmıştı: “Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla... Bu kadar akıllı olmana rağmen İslâm’dan kaçman kadar şaşırtıcı bir şey görmedim. İslâm gibi bir dine karşı kim cahil kalabilir? Allah Resûlü bana seni sordu, “Hâlid nerede?” dedi. “Allah getirir.” dedim. Bunun Hayatu's-Sahabe 132 üzerine Resûlullah, “Onun gibisinin İslâm’a kayıtsız kalması hayret edilecek bir durum! Cesaret ve ciddiyetiyle Müslümanların safında olsaydı kendisi için daha hayırlı olurdu, onu diğerlerinden aziz tutardık.” buyurdu. O hâlde kardeşim, elinden kaçırdığın pek çok hayırları telâfi etmelisin.” Hâlid b. Velid (radıyallahu anh) der ki: “Kardeşimin mektubu gelince ortaya çıkmak için kendimde bir rahatlama hissettim, İslâm’a karşı sempatim arttı, Resûlullah’ın beni sorması ise beni oldukça sevindirdi. Uykumda, dar ve çorak bir memlekette iken oradan yeşil ve geniş bir ülkeye çıktığımı gördüm ve içimden, “Bu rüya gerçek olacak. Medine’ye gidince rüyamı Ebû Bekir’e anlatacağım.” dedim. Ebû Bekir rüyamı şöyle tâbir etti: “Çıktığın yeşil ve ferahfeza yer, Allah’ın seni İslâm’a hidayet buyurmasına işarettir. Bulunduğun dar mekân ise şirktir. “ “Allah Resûlünün huzuruna çıkmaya karar verdiğimde kiminle gideyim?” dedim. Safvân b. Ümeyye’ye rastladım. Ona: “Ey Ebû Vehb, durumumuzu görmüyor musun, azınlıkta kaldık; Muhammed Arap ve Arap olmayan milletlere galip geldi. Ona gitsek de iman etsek! Muhammed’in şerefi aynı zamanda bizim şerefimizdir!” dedim. Şiddetle kaçındı ve: “Benden başka herkes O’na tâbi olsa yine de ona ittibâ etmem!” dedi. Ayrıldık. Kendi kendime: “Bu, biraderi ve babası Bedir’de katledilen bir adam.” dedim! Ebû Cehil’in oğlu İkrime ile karşılaştım, ona da aynı şeyleri söyledim. O da Safvân gibi karşılık verdi. İkrime’ye; “Sana söylediklerim aramızda kalsın.” dedim. “Olur.” dedi. Evime gittim, bineğimin hazırlanmasını emrettim. Bineğimle çıktım. Osman b. Talha’ya rastladım. Kendi kendime, “Bu, benim dostumdur, içimden geçenleri ona söylesem.” dedim. Sonra akrabalarından katledilenleri hatırlayınca ona da bir şey söylemekten çekindim. Tam yola çıkarken: “Onun akrabalarından bana ne, en iyisi ben de ona bu davanın nereye ulaştığını Allah'a ve Resûlüne Davet 133 söyleyeyim.” dedim. “Biz indeki tilki gibiyiz, bir kova su dökülse hemen fırlayıp çıkıvereceğiz.” dedim. Ona da, iki arkadaşıma söylediklerimi söyledim. O hemen davetimi kabul etti. Kendisine: “Ben bugün yola çıktım, yoluma devam etmek istiyorum, işte bineğim!” dedim. Ye’cüc mevkiinde buluşmak üzere sözleştik. Önce kim varırsa orada bekleyecekti. Seher vakti hareket ettik. Şafak atmadan Ye’- cüc’de buluştuk. Hidde’ye varıncaya dek yolumuza devam ettik. Orada Amr b. Âs ile karşılaştık. Bize “Hoşgeldiniz.” dedi. “Sen de hoşgelmişsin.” diyerek mukabele ettik. Bize “Yolunuz nereye böyle?” diye sordu. Biz de ona: “Seni yolculuğa çıkmaya iten sebep neydi?” dedik. O da, bize aynı soruyu sordu. Biz de: “İslâm’a girmek, Muhammed’e iman etmek için yola çıktık.” dedik. “Beni de yola çıkaran bu düşünceydi.” dedi. Yol arkadaşı olduk, birlikte Medine’ye ulaştık. Harre sırtlarında develerimizi çöktürdük. Geldiğimiz, O’na hemen bildirildi. O da geldiğimize çok sevinmiş. Hemen en iyi elbiselerimi giydim, sonra Resûlullah’a gitmek üzere yürüdüm. Kardeşim Velid Beni karşıladı: “Koş! Allah Resûlü haberini aldı, gelişine çok sevindi, sizi bekliyor!” dedi. Biz de süratlice yürüdük. Yukarıdan yanına doğru indim. Durmadan bana tebessüm buyuruyordu. Karşısında durdum; kendisini, peygamberlerin selâmıyla selâmladım. Gülümseyen yüzüyle selâmıma mukabele buyurdu. Ben: “Şehâdet ediyorum ki, Allah’tan başka ibâdete lâyık ilâh yoktur, sen kesinlikle Allah Resûlüsün.” dedim. Resûlullah, “Gel! Seni hidayete erdiren Allah’a hamd olsun. Seni akıllı bir kimse bilirdim. Hep isterdim ki, bu aklın seni yalnız hayra yönlendirsin!” dedi. “Yâ Resûlallah, sana karşı yapılan o savaşların hepsinde, inatla Hakk’a karşı geldiğimi gördüm. Allah’a dua et de, günahlarımı bağışlasın.” dedim. Resûlullah: Hayatu's-Sahabe 134 “İslâm kendinden önce işlenmiş olan bütün günahları siler.” buyurdu. Buna rağmen siz yine de dua edin!” dedim. Ricamı kırmadı ve: “Allah’ım! Hâlid b. Velid’in kötülüklerini Allah yolundan menetmek için yaptığı bütün hareketlerini affeyle!” diye dua etti…”95

EBÛ CEHİL’İN OĞLU İKRİME’NİN İSLÂM’A GİRİŞİ

 

 19. EBÛ CEHİL’İN OĞLU İKRİME’NİN İSLÂM’A GİRİŞİ Abdullah b. Zübeyr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Mekke’nin fethedildiği gün Ebû Cehil’in oğlu İkrime’nin hanımı Ümmü Hakîm Müslüman olunca Allah Resûlüne: “Yâ Resûlallah, İkrime senin kendisini öldüreceğinden korkarak Yemen’e kaçtı. Hayatı için güvence verin de geri gelsin.” dedi. Resûlullah: “Pekâlâ, hayatına dokunulmayacaktır.” diyerek güvence verdi. Bunun üzerine Ümmü Hakîm, Rum asıllı kölesi ile birlikte kocasını aramaya başladı. Kölesi, yolda kendisine şehvet kastıyla yaklaşmak istedi. O da, köleyi oyalaya oyalaya en sonunda canını “Akk” kabilesinden bir ailenin yanına attı. Onlardan yardım istedi. Onlar da, köleyi sıkıca bağladılar. Ümmü Hakîm, Hicaz sahillerinin ücra bir köşesinde İkrime’yi buldu. Bulduğunda İkrime bir gemiye binmişti. Geminin kaptanı ona: “Seni kurtaracak şeyi söyle!” diyordu. İkrime: “Ne söyleyeyim?” demiş. Kaptan da “Allah’tan başka ibâdete lâyık bir ilâh yoktur, de!” diye cevap vermiş. İkrime: “Ben de bunu söylememek için kaçtım!” demiş. Gemi kaptanıyla İkrime arasında bu konuşmalar geçerken Ümmü Hakîm çıkagelmişti. Ümmü Hakîm İkrime’ye ısrarla: “İnsanların en vefalısının, en iyisinin, en hayırlısının yanından geliyorum; kendini ferah tut, bu kadar üzülme!” diyordu. Bunun üzerine İkrime durdu. Ümmü Hakîm yanına gitti ve: “Allah Resûlünden senin için güvence istedim.” dedi. “Bunu sen 100 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 10/677 (29931) Hayatu's-Sahabe 142 mi yaptın?” dedi İkrime. “Evet, ondan eman istedim, o da senin için eman verdi.” diye karşılık verdi Ümmü Hakîm. Birlikte geri döndüler. Hanımı, Rum kölesinin yaptıklarını İkrime’ye anlatınca İkrime kölesini öldürdü. O zaman, İkrime henüz Müslüman olmamıştı. İkrime Mekke’ye yaklaşınca Peygamberimiz, ashâbına: “Ebû Cehil’in oğlu İkrime mümin ve muhâcir olarak size geliyor. Sakın onun babasına küfretmeyiniz. Çünkü ölüye küfretmek, ölüye zarar vermemekle birlikte, hayatta bulunanı incitir!” buyurdu. Râvi der ki: İkrime hanımıyla birlikte Mekke’ye doğru giderken ona yaklaşmak istedikçe hanımı karşı koyarak: “Sen kâfirsin, ben ise Müslümanım!” diyordu. İkrime de: “Seni benden uzaklaştıran bu dava, çok büyük bir dava olmalı.” diye mukabelede bulunuyordu. Peygamberimiz, İkrime’yi görünce sevincinden ona doğru fırlayıp ayağa kalktı. İkrime, Allah Resûlünün önünde durdu. Hanımı da yanındaydı. İkrime: “Yâ Muhammed, (hanımını işaret ederek) şu kadın senin bana eman verdiğini söyledi, doğru mudur?” dedi. Efendimiz: “Doğrudur, sen güvencemiz altındasın.” buyurdu. İkrime: “Bizi neye çağırıyorsun?” diye sordu. Allah Resûlü: “Seni, Allah’tan başka ibadete layık bir ilâh olmadığına inanmaya, benim; Allah’ın Peygamberi olduğuma şehadet getirmeye, namaz kılmaya, zekât vermeye, şunları ve şunları yapmaya çağırıyorum.” buyurarak İslâm’ın esaslarını saydı. İkrime: “Vallahi sen sadece hakikate ve pek güzel bir işe çağırıyorsun. Allah’a yemin ederim ki, sen bu davetini yapmadan önce de içimizde en doğru sözlü, en çok iyiliksever insandın. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka Hak Ma’bûd yoktur. Şehadet ediyorum ki, Muhammed Allah’ın kulu ve Resûlüdür!” dedi. Allah Resûlü, buna pek memnun oldu. Sonra İkrime: “Yâ Allah'a ve Resûlüne Davet 143 Resûlallah, daima söyleyebileceğim en hayırlı sözü bana öğret.” dedi. Resûlü Ekrem: “Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resûluh” dersin.” buyurdu. İkrime: “Başka ne söyleyeyim?” dedi. Resûlü Ekrem Efendimiz: “Allah ve burada bulunanlar şahit olsun ki; artık ben bir Müslüman, mücahid ve muhâcirim, diye söylersin.” buyurdu. İkrime de bunları söyledi. Peygamberimizin İkrime’ye Dua Buyurmaları Sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), İkrime’ye: “Herhangi bir kimseye verebileceğim bir şeyleri bugün benden iste, onu muhakkak sana veririm.” buyurdu. İkrime: “Sana karşı yaptığım bütün düşmanlıklarım, düşmanlık için attığım her adımım, düşmanlık için seninle karşılaştığım her yer, yüzüne karşı yahut gıyabında söylediğim her söz için benim nâmıma Allah’tan af dilemeni istiyorum.” dedi. Peygamber Efendimiz de: “Allah’ım! Bana karşı yaptığı her türlü düşmanlığı, senin nurunu söndürme maksadıyla attığı bütün adımları bağışla. Yüzüme karşı yahut da gıyabımda şahsıma yaptığı hakaretlerden dolayı onu mağfiret et!” buyurdu. İkrime: “Yâ Resûlallah, artık senden razıyım! Vallahi yâ Resûlallah, Allah yolundan menetmek için harcadığım enerjinin iki katını bundan böyle Allah yolunda harcayacağım. Yine, Allah’ın yolundan insanları engellemek için yaptığım savaşların iki mislini Allah rızası için yapacağım!” dedi. İkrime daha sonra katıldığı savaşlarda, var gücüyle çarpıştı. Hz. Ebû Bekir’in hilafeti zamanında ‘Ücnâdeyn Harbi’nde şehit oldu. Allah Resûlü, onu Veda Haccı’nın olduğu sene, Hevazin’- deki zekâtları toplamak üzere görevlendirmişti. Efendimiz vefat ettiğinde, İkrime Tebâle beldesinde görev yapıyordu.1